Asırlardır tüm insanlığı ilgilendiren bir mesele olan ahlak, felsefenin en eski problemlerinden biridir. Ahlakın psikolojinin konusu olması ise felsefeye göre oldukça yenidir. Bu kapsamda bireyin ahlak gelişimi üzerine özellikle son yüzyıl içerisinde çeşitli yaklaşımlar ve teoriler geliştirilmiştir. Ahlak gelişiminde temeline yine çeşitli felsefi yaklaşımları alarak şekillenen (psikanalitik, sosyal öğrenme ve bilişsel gelişimsel yaklaşım olmak üzere) üç ana yaklaşım temayüz etmiştir. Bunlardan ulusal ve uluslararası çalışmalara temel teşkil eden ve en bilinen teorilerden biri Lawrence Kohlberg’in (1927-1987) bilişsel gelişimsel paradigmaya dayanan ahlak gelişim teorisidir. Ahlak gelişimi üzerine yapılan çalışmalar her ne kadar yeni çağın disiplinleri bünyesinde yürüyor olsa da özünde klasik felsefi temelleri barındırmaktadır. Kohlberg de kendisini Sokrat, Aristo, Platon, Kant, Mill, Dewey, Rawls ve Habermas’dan itibaren gelenBatı felsefesinin bilimsel ve felsefi vârisi olarak görmektedir. Kohlberg’in teorisi bu düşünürlerin sorduğu benzer büyük soruların merkezine odaklanmış ve önemli ölçüde bu geleneksel felsefibirikimden beslenmiştir. Kökeni bu kadar derin olan bu teori, ardından kendi çağdaşlarının görüşleri ile zenginleşerek güçlenenkuvvetli bir temele dayanmaktadır. Kohlberg’in ahlaka ilişkin görüş ve yaklaşımlarında birçok ismi temel almakla birlikte, kendine özgü bir yaklaşım ortaya koyduğu görülmektedir. Felsefe, psikoloji, sosyoloji, antropoloji ve eğitim başta olmak üzere pek çok alanı sentezleyen bir teorisyen olan Kohlberg’in çalışmalarının gücü ve orijinalitesi de buradan kaynaklanmaktadır. Kohlberg, ahlak gelişim teorisi ile özdeşleşen bir isim olmaklabirlikte ahlak eğitiminin de gerek teorik gerekse pratik alanına ol-iv dukça önemli katkılarda bulunarak ahlak eğitiminin çağdaş rönesansında en seçkin isimlerden biri olmuştur. Kohlberg, eğitim alanında da birçok disiplini bütünleşmiş bir ahlak eğitim teorisi ve pratiğinde sentezleyen bir teorisyendir. Felsefi açıdan; Kohlberg’in çalışması, 20. yüzyılın eğitim felsefesinin çoğunda görülen analitik yönelime bir reaksiyonu; bunun yanında eğitim felsefesinin büyük geleneğine bir dönüşü temsil eder. Psikolojik açıdan da ağırlıklı olarak Freud ve Skinner tarafından yürütülen ahlak eğitimine farklı bir alternatif sunma teşebbüsünde bulunur. Sosyolojik olarak modern çağın ahlak göreceliğine karşı yeni bir evrensellik sunar. Tüm bu yönleri ile Kohlberg’in ahlak gelişim teorisinin yanı sıra ahlak eğitimi yaklaşımı da çeşitli açılardan ele alınıp incelenmeye değer bir konudur. Kohlberg’in ahlak gelişim teorisi kendi döneminden günümüze uluslararası düzeyde pek çok çalışmaya temel teşkil etmiş veçeşitli bakımlardan irdelenip değerlendirilmiştir. Buna karşılık ülkemizde Kohlberg üzerine hak ettiği nitelik ve nicelikte çalışmanın yapılmadığı, ahlak gelişim teorisinin de çoğunlukla altı basamaklı ahlak gelişim modeline indirgendiği görülmektedir. Oysa Kohlberg’in ortaya koyduğu teori, birçok disiplini kuşatmakta olup ömrünü adadığı derin bir temele sahiptir. Öte yandan bu teorinin, istisnasız kabul görmediği, bizzat Kohlberg’in kendi çağdaşlarıtarafından, kendisine meydan okuyan ciddi eleştirilerle karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. Hatta bu eleştirilere karşı savunma eleştirileri yapılmış ve tüm eleştirilerdeki vurgulardan hareketle yeni bazı teoriler geliştirilmiştir. Kohlberg de bu eleştirileri dikkate alarak teorisini revize etmiş ancak bunun sonucunda da basamak sisteminde ve puanlama kılavuzunda yaptığı değişiklikler, önceki bulgu ve yorumlarıyla ters düşen sonuçlar ortaya koyduğundan Kohlberg’in teorisi etrafındaki tartışmalar farklı bir boyutta yeniden alevlenmiştir. Ne var ki Kohlberg ve teorisine yönelik eleştiriler de Türkiye'deki literatüre henüz girememiş veya çok sınırlıkapsamda ele alınmıştır. Kanaatimizce ülkemizde Kohlberg üzerine hak ettiği nitelik ve nicelikte çalışmanın yapılmamasına ilişkin muhtemel nedenlerv şunlardır: Öncelikle Kohlberg’in ahlaka ilişkin çalışmaları; psikoloji, felsefe, sosyoloji ve eğitime ilişkin derin meselelerle ilintili olması nedeniyle oldukça girift bir yapı arz etmektedir. Bu disiplinlerle kesişen tüm bağlantıların çözümlenmesi ciddi bir çabayı gerektirmektedir. İkinci neden; ömrünün neredeyse tamamını ahlak gelişim çalışmalarına adayan Kohlberg’in çalışma serüveninde zaman içerisinde bazı görüşlerini değiştirmesi, teorisini sürekli olarak güncellemesi ve araştırma sonuçlarının tümünü değil, birkısmını yayımlamış olmasıdır. Kohlberg’in çalışma seyrinin takibi ve analizi ciddi bir yoğunlaşmayı ve kapsamlı araştırmayı gerekli kılmaktadır. Üçüncü neden ise ülkemizde Kohlberg’i teorisinin temelleri kapsamında etraflı bir şekilde ele alan birincil kaynakların sınırlı sayıda bulunması; çalışmaların, çoğunlukla dolaylı kaynaklar üzerinden yürütülmesidir. Netice itibariyle, ahlak gelişimi konusuna temel teşkil eden bu teorinin daha tatmin edici bir kapsam ve derinlikte ele alınmasının gerekliliği ortadadır. Bu özgün değeri ve önemine binaen bu çalışmada Kohlberg’in; hayatı, ahlak anlayışı, ahlak gelişim teorisi ve temelleri, ahlak gelişim teorisine yöneltilen eleştiriler, ahlak eğitimine ilişkin görüşleri ve uygulamaları gibi konular çerçevesinde bütüncül bir şekilde ele alınması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın, ülkemizde bizzat Kohlberg’e ve çağdaşlarına ait birincil kaynakların analiz edilmesiyle ortaya konulan ilk telif kitap olması bakımından önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Bu kaynaklara; bu konunun çalışılmasınada öncülük eden lisansüstü danışmanım Sayın Prof. Dr. Mustafa Köylü’nün bizzat Amerika’dan temin ettiği şahsi kütüphanesi ileBoğaziçi ve İstanbul Üniversitelerinin kütüphanelerinde erişilmiştir. Bu noktada başta Sayın Köylü olmak üzere çalışmaya katkı sunan tüm kişi ve kurumlara teşekkür ederim. Sonuç ve Değerlendirme bölümünde de ifade edildiği üzere, bu kitabın, Kohlberg’in ahlaka ilişkin çalışmalarının kapsamlı ve bütüncül bir şekilde ortaya konulmasına dönük misyonunu mümkün mertebe yerine getirmiş olduğu düşünülmektedir. Bu noktadanitibaren artık, farklı perspektiflerden ele alınmaya elverişli, oldukça kompleks olan Kohlberg çalışmalarının, eleştiriye açık yönlerinin vi farkında olmakla birlikte, ihtiva ettiği güçlü yönlerden yararlanılarak alternatif yaklaşımlar geliştirilmelidir. Nitekim ülkemizde hâlihazırdaki ahlak gelişimi ve eğitimine ilişkin uygulama ve araştırmaların yaşanan sorunlar göz önünde bulundurulduğunda yeterli olmadığı ortadadır. Bu bağlamda artık geleneksel ahlak/değerlereğitimi anlayışlarının mahiyetinin, işlevinin ve yeterliğinin sorgulanması ve bu kapsamda değişiklikler üzerine çalışılmasının gerekliliği açıktır. Öte yandan, ahlakın, kaynağı itibariyle aşkın olana veya toplum/kültür olgusuna dayandırılsa da esasında insanın özünde kök salan ve yaşamında anlam bulan bir “şey” olduğu gerçeği dikkate alındığında bireyin ahlak gelişiminin nasıl gerçekleştiği, bunu etkileyen unsurların neler olduğu ve ahlaki muhakemebecerisinin nasıl geliştirilebileceği gibi boyutların mutlaka dikkate alınması gerektiği göz ardı edilemeyecektir. Bu noktada çalışmanın Sonuç ve Değerlendirme bölümünde, içinde Kohlberg’in fikirlerinin de yer aldığı modern psikoloji çalışmaları ile özünü dinden ve sahip olunan kültürel mirastan alan geleneksel eğitim anlayışları ve İslam düşünce tarihinde yer alan ahlak kavrayışlarının sentezi ile oluşacak bütüncül bir modelin geliştirilmesinin imkânı kısaca tartışılmış ve böyle bir eğitim modelinin gerekliliği kanaatine ulaşılmıştır. Çalışmanın, Kohlberg konusunda yapılacak araştırmalara zemin sunması ve alternatif modellerin geliştirilmesine dönük çalışmalara da ışık tutması umulmaktadır.