Malum liberalizm hem entelektüel-akademik dünyada hem politik pratikte gözardı edildiği, cazibesini yitirdiği ve hatta küfrünve aşağılamanın nesnesi haline geldiği uzunca bir sürenin ardından yeniden parlak bir dönem yaşıyor. Dünyada 70’lerde entelektüel-akademik sahada ve 80’lerde ise politik pratik sahada liberalizm daha görünür hale geldi ve nihayet 1989’da Doğu Bloku-’nun çöküşüyle alternatifleri karşısında önemli bir avantaj eldeetti. Bu popülarite artışı liberalizm üzerine yapılan tezler, araştırmalar, tartışmalar ve yayınların sayısında ciddi bir artışı beraberinde getirdi. Türkiye’de de henüz yeterli düzeyde olmamaklabirlikte geçmişle kıyaslandığında liberalizm üzerine çıkan yayınların sayısında artış ve bir çeşitlenme olduğu söylenebilir.Bu çeşitlenme ve sayısal artışa rağmen, hem doğrudan liberalizm üzerine hem de liberalizmi genel hatlarıyla tanıtan ve anlatanyayınlarda ciddi bir eksiklik var. Elinizdeki derleme kitap bu eksikliği kısmen de olsa gidermek amacıyla hazırlandı. Bu çalışmanın liberalizmin tarihî ve fikrî kökenlerinin, felsefî ve teorik temellerinin, savunduğu temel değer ve ilkelerinin, farklı versiyonlarının, bu versiyonlar arsındaki ortaklık ve ayrışmaların ve nihayet liberalizm içinde yürütülen temel tartışmaların genel hatlarıyla ve derli toplu bir şekilde bulunabileceği bir kaynak olması amaçlanmıştır. Açık olmak gerekirse bu haliyle yüklenen amacısırtlamakta zorlanacağı düşünülebilir, ne var ki bu ilk basım dahauzun soluklu bir çalışmanın ilk veya temel aşması olarak görülmelidir. Öyle ki, bu derlemenin yeni basımların yapılacağından veher yeni basımda biraz daha zenginleştirilip geliştirileceğindenneredeyse eminim, zira önemli bir ihtiyaca cevap verecektir.Liberalizm üzerine ve liberalizm hakkındaki makalelerin birseçkisi olarak oluşturulmuş bu kitaptaki makaleler dört gruptatoplanabilir. İlk gruptaki yazılar liberalizmin birden fazla yönünüele alan, liberalizm hakkında genel ve derli toplu bir tanıtım veperspektif sunan üç makaleden oluşmaktadır. Bunlardan ilki olan“Liberalizm” makalesinde Hayek, işe iki farklı liberalizm tipini,aslında iki ayrı geleneği, ayırt edip tanımlamakla başlıyor. BunlarıBritanya’da gelişen evrimsel liberalizm ve Kıta Avrupası’nda görülen kurucu liberalizm olarak belirttikten sonra iki geleneği deliberalizm terimi ile ifade etmenin yanıltıcı olacağından yakınıyor.Bununla birlikte liberalizmin tarihî kökleri, tarihsel seyri ve gelişimini geniş bir perspektiften ele alarak İlk Çağlardan alıp günümüze kadar getirdiği “Tarihsel” kısmında her iki geleneğe de yerveriyor. Lakin iş liberalizmin temel ilke, kurum ve kavramlarınıele aldığı “Sistematik” kısmına gelince, Hayek “sadece ilki belirlibir politik doktrin geliştirdiğinden” diyerek ilkini referans alıyor.Tanıtıcı gruptaki yazılarının ikincisi “Liberalizme Yeniden Bakış: Tarihî ve Felsefî Temeller” başlıklı Erdoğan’a ait olan makale.Erdoğan bu makalenin ilk versiyonunu Türkiye’de liberalizm kelimesinin bile yeni yeni duyulmaya başlandığı 1990 yılında yazdıve belirttiğine göre sonradan geliştirerek yeniden yazdığı makalenin başlığına “yeniden” ibaresini bu duruma atfen koydu. Erdoğan’ın yazısının tarihsel köklerin, temel fikirlerin ve son olarak dafarklı versiyonların ele alındığı üç ana bölümden oluştuğu söylenebilir. Erdoğan liberalizmin tarihsel köklerini Locke, Hume veKant üzerinden üç gelenek ile takip ediyor, temel fikirleri “bireycilik”, “hoşgörü”, “özerklik”, “çoğulculuk ve tarafsızlık”, “öz-sahiplik” üzerinden açıklıyor ve son olarak siyasî-kapsayıcı ve klasik-modern liberalizmler üzerine kısa bir değerlendirme ile makalesini bitiriyor.Bu gruptaki son yazı Alan Ryan’ın “Liberalizm” başlıklı makalesi.Ryan liberalizmi tanımlamanın güçlüğü ve bunun sebeplerini tartıştıktan sonra, sözkonusu güçlüğü tek bir liberalizm yerine çeşitli liberalizmlerden bahsederek aşıyor. Liberal gelenek içindeki en önemliayrımlardan biri olan klasik ve modern liberalizmleri birbirleri ileönemli noktalarda çatışan ve ciddi farklılıklara sahip türler olarak elealıyor, ardından ilk ayrımla kıyaslandığında aralarındaki farklarınçok daha belirsizleştiği liberteryenizm ve liberalizm ayrımını ele alıyor. Ryan bu ayrımları yaptıktan sonra liberalizmi anti-patileri vedüsturları üzerinden giderek tarif etmeye girişiyor ve nihâyet liberalizmin başarısı üzerine kısa bir değerlendirme yapıyor.İkinci grubu liberalizmin teorik temellerine yoğunlaşan iki kapsamlı makale oluşturuyor. Bunlardan ilki Eric Mack ve Gerald F.Gaus’un ortak çalışması olan “Klasik Liberalizm ve Liberteryenizm:Özgürlük Geleneği” başlıklı makale. Yazarlar liberal geleneğin felsefî ve siyasî röntgenini çekmeye Alasdair MacIntyre’ın bir fikrîgeleneğe dair yaptığı şu tanım ile başlıyorlar:Zaman içinde belli temel anlaşmaların iki tür çatışma bağlamında tekrar tekrar tanımlandığı genişlemiş bir argümandır. Birinci çatışma, temel anlaşmaların tamamını veya bir kısmını reddeden, geleneğin dışında yer alan muhalif ve hasımlarla olandır. İkinci çatışma geleneğin içindekiyorum tartışmalarıyla ilgilidir. Bu yorum tartışmaları sayesinde temel anlaşmaların anlam ve rasyonalitesi açıklığakavuşur ve bu sayede bir gelenek oluşur.Yazarlar bu tanımın rehberliğinde, “özgürlük geleneği” adınıverdikleri klasik liberalizm ve liberteryenizmi önce diğer geleneklerden ayırt edecek ve geleneğin dışında olanlardan farkınıgösterecek aynı zamanda da geleneğe dâhil olanları çerçeveleyecek teorik benzerlikleri “Doktrinel Birlik” başlığı altında ele alıyorlar. Yazarlar özgürlük geleneğinin birleştirici doktrinel unsurlarını oniki madde ile formüle ediyorlar. Bunun ardından özgürlük geleneğinin içindeki tartışmaları “Piyasa Anarşizmi”, “Mini mal Devlet”, “Vergilendiren Minimal Devlet” ve “Küçük Devlet”olarak belirledikleri dört politik pozisyon üzerinden aktarıyorlar.Son olarak eşitlikçi argümanlar üzerinden ilerleyen “Sol-Liberteryenizm” adını verdikleri akımı irdeleyerek yazıyı tamamlıyorlar.Teorik temeller grubunun ikinci yazısı Jeremy Waldron’un“Liberalizmin Kuramsal Temelleri” başlığını taşıyor. Waldron liberalizmin bütün biçimlerini temsil edecek ve onu sosyalizmin vemuhafazakârlığın bütün biçimlerinden ayırt edecek net bir önermeler dizisinin bulunmadığını söyleyerek liberalizmin tekil biryapısının bulunmadığına işaret ediyor. Liberalizmi oldukça genişbir yelpazeden ele alan Waldron, makale boyunca bir yandan liberalizmin diğer ideolojilerle temas noktaları ve karşıtlıklarını sergilerken, öte yandan liberalizm içi tartışmaları özgürlük, siyasîmeşruiyet ve sosyal sözleşme gibi temel konular üzerinden irdeliyor. Bu irdeleme ve tartışmalar ile Waldron liberalizmin temel teorik perspektifini siyasî eylemi ahlâkî olarak meşru hale getirmeye yönelik bir perspektif ve liberalizmin temel ilkesini toplumsal ve siyasal bir düzeni içinde yaşamak zorunda olanların rızasına dayandığı takdirde meşru gören bir ilke olarak ortaya koyuyor. Waldron’un liberalleri diğerlerinden ayırt eden özgürlük anlayışını ifade eden kapanış cümleleri hayli şairane:Özgürlüğün şuanki olasılığı ve olanağına, yani aşina olduğumuz toplumsal âlemdeki bizim gibi insanların bireysel özgürlüğüne -belirsizce, kesin olmayan ve kuşkulu bir biçimdebağlı kalanlar yalnızca liberallerdir. Ne geleneğin mistik mirasıyla doldurulmuş ne de tarihsel olarak belirlenmiş bir zamanda herkesin ulaşacağı özgürlük vaadiyle kurtulmuş olmayan, liberal birey, kendi özerkliğinin, kendi aklının vekendi eylemliliğinin mevcut yeteneklerine saygı talebinde bulunarak, toplumsal düzeniyle şu an karşı karşıya gelmektedir.Üçüncü gruptaki yazılar liberalizmin iki ekolünden biri ve aynızamanda liberalizmin ana sütunu olan klasik liberalizm/liberteryenizm üzerine daha derinlemesine bakmamıza ve daha içerdenyürütülen tartışmalara tanıklık etmemize imkân verecek dörtyazıdan oluşuyor. Bunlardan ilki daha önce Liberal Düşünce dergi sinin en seçkin sayılarından biri olan “Özgür Toplumun Felsefesi”dosya başlıklı Kış-Bahar 2007 sayısında yayınlanan Loren Lomasky’nin “İki Liberalizm Anlayışı” başlıklı makalesi. Bu makaleliberal gelenek içindeki klasik liberalizm/liberteryenizm ile modern/eşitlikçi/sosyal/refah liberalizmi arasındaki ayrımın adetaröntgenini çeken ve ikisi arasındaki farkı ve esas ayrışma noktasını net bir biçimde resmeden bir çalışma. Lomasky bu iki yaklaşımın farklı felsefî temellerini yaptığı “özgürlük hakları” ve “refahhakları” ayrımı üzerinden göstererek, ikincisinin ilkinin aksinetemel haklar olarak neden savunulamayacağını izah ediyor.Bu gruptaki ikinci yazı olan Jan Narveson’un “Liberteryenizm”makalesi ile Lomasky’nin daha ılımlı klasik liberal perspektifinden çıkıp geleneğin daha sert olan liberteryen kanadına geçişyapıyoruz. Narveson liberteryenizmi bütün insanların tek ve genel bir özgürlük ilkesine sahip olduğunu savunan ve savunmaamacı hariç genel bir saldırı yasağını temel ilke olarak kabul edenbir görüş olarak tanımlıyor. Oldukça sade ve net görünen bu tanımın sırrı belki de Narveson’un ifadesiyle özgürlük ilkesinin pekçok kişi tarafından çoğu zaman uygulanan ortalama ahlâkın nüvesi ile gayet iyi şekilde örtüşmesi. Narveson makalesi boyuncaliberteryenizmin bu temel ilkesinden yola çıkarak bu ilkenin sosyal-siyasal alanlara uzanımı ve uygulanması üzerine çeşitli veçhelerden tartışma yürüterek ilerliyor ve liberteryenizmin hem görünümü ve hem de felsefesini netleştiriyor.Bu gruptaki diğer iki yazı birbiriyle ilginç ve hoş bir uyuma sahip. İlk yazı 2008’deki ölümüne kadar Türkiye’ye oldukça aşina veona karşı ilgili olan Norman Barry’e ait olan “Yeni Liberalizm” makalesidir. Bu makalesinde Barry “yeni liberalizmi” veya “liberteryenizmi” kendi aralarında benzerlikleri olduğu kadar farklılıklarıda olan bir gelenek olarak değerlendiriyor. Yekpare olmayan bugeleneği öncelikli olarak felsefî temel kriterine göre sonuçsalcı vehak temelli olmak bakımından iki ana gruba ayırarak işe başlıyor.Sonuçsalcıları Milton Friedman ve takipçileriyle ilişkili ChicagoOkulu, Carl Menger, Mises ve Hayek ile ilişkili Avusturya Okulu veBuchanan ve Tullock ile ilişkili Virginia Okulu olmak üzere üç versiyon halinde ele alarak bu okulların fikrî ve felsefî önerme ve argümanlarını analiz ediyor. Hak temelli yaklaşımları ise Ayn Rand,Robert Nozick ve Murray Rothbard olmak üzere üç farklı teori ileele alıp eleştirel bir takım çözümlemeler getiriyor. Barry’nin bu yazısı başka pek çok şey yanında geleneğin kendi içindeki çeşitlilik vezenginliği sergilemesi açısından da önemli bir çalışma.Diğer yazı Randy Barnett’in “Modern Liberteryenizmin AhlâkîTemelleri” başlıklı makalesi. Barnett de Barry gibi liberteryen geleneği sonuçsalcı ve hak temelli yaklaşımlar olarak ayırıp ele alıyor. Ancak Barry’nin aksine geleneğin iç çeşitliliği ve ayrılıklarıüzerine yoğunlaşmak yerine, onları birleştiren veya birleştirecekolan kesişme noktalarının izini sürüyor. Barnett liberteryenizminhaklara mı yoksa sonuçlara mı dayandırılması gerektiği tartışmasından geleneğin sıyrılması gerektiğini, çünkü böyle bir tercihyapmalarının gerekli olmadığını ileri sürüyor. Her iki yönteminbüsbütün farklı yollardan aynı sonuçlara ulaştığını, dolayısıyla liberteryen geleneğin felsefî temeli olarak hak eksenli ve sonuçsalcıyaklaşımların bağdaştırıldığı yeni bir formülasyonun mümkünolduğunu ileri sürüyor. Makalesinde önerdiği bu yeni formülasyonun genel bir taslağını vermeye girişiyor.Son grupta toplanan yazılar çağdaş siyaset teorisi literatüründeson dönemde çokça yazılıp çizilen çeşitlilik meselesi ile ilişkili. Bugruptaki yazılar toplumların çeşitliliği durumuna en makul cevapolarak görülen liberal tarafsızlık ilkesinin “tarafsızlığının” sorgulanması üzerinden yürütülen tartışmalara yer veren makalelerdenoluşuyor. Liberal bir devletin tarafsızlığının nasıl haklılaştırılacağıve dolayısıyla bu tarafsızlığın nereye kadar uzanacağı ile ilgili soruların tartışıldığını bu makaleler akademik liberal gündem hakkında fikir vermek suretiyle oldukça ufuk açıcı olacaktır.Bu gruptaki ilk makale liberalizm içinde yapılan daha yakındönem bir ayrımı kendine başlık olarak seçen Jeremy Waldron’un“Siyasî ve Kapsamlı Liberalizm” makalesi. Waldron’a göre “siyasî” ve “kapsamlı” liberalizmler arasındaki ayrım çoğulcu birtoplumdaki liberal ilkelerin temellendirilmesiyle ilgili bir mesele den kaynaklanmaktadır. Waldron’a göre bu mesele bizleri bir dilemma ile karşıkarşıya getirir:Liberal bir hoşgörü teorisi, hoşgörü hakkında neyin önemliolduğunu, neden önemli olduğunu ve karşıt tarafı işaretediyor görünen değerlerin ve ideallerin nasıl çürütülebileceğini söylemeye çalışmalıdır. Bu iş, herkes için kabul edilebilir bir usulle ve toplumdaki bazı felsefe ve bazı inançların taraftarlarını uzaklaştırmadan yapılabilir mi?Yani hem belli bir temelden hareketle devletin tarafsızlığını gerekçelendirmek hem de bu gerekçelendirmenin toplumdaki bütünçeşitliliklerin kabul edebileceği ve hepsi bakımından tarafsız kalanbir niteliğe sahip olmasını sağlamak. Waldron makalesinde siyasîve kapsamlı liberalizme dâhil edilebilecek farklı teoriler üzerindenbu meseleleri tartışıyor. Tartışmasını ağırlıklı olarak Rawls’ın“kapsamlı”dan “siyasî” olana yönelmiş olarak görülen teorik serüveni üzerinden yürütüyor.Bu gruptaki ikinci yazı Charles Larmore’un “Siyasî Liberalizm”başlıklı makalesi. Larmore bu makalesinde liberalizmin iki temelprobleme kafa yorduğunu belirterek işe başlıyor. İlki devlete bir takım ahlâkî sınırlar getirilmesi meselesi iken, ikincisi ise makul insanların iyi hayatın doğası hakkında anlaşmazlığa düşme eğiliminde olmaları gerçeğidir. Larmore çeşitlilik meselesine en uyguncevap olarak görülen tarafsızlık ilkesinin nasıl haklılaştırılacağınınönemli olduğunu ve bu haklılaştırmanın Mill veya Kant’ta olduğugibi iyi hayatın doğası hakkındaki kapsamlı bir teoriye dayanmasıhalinde tarafsız olma özelliği taşıyamayacağını düşünüyor. Ancak,Larmore‘a göre tarafsızlık ilkesini herhangi bir ahlâkî zemineoturmak yerine konsensus veya benzeri bir “siyasî” temele oturmaya çalışmak liberalizmin ilk meselesi olan devletin ahlâkî olaraksınırlanması imkânını ortadan kaldıracaktır. O halde siyasî liberalizm iyi hayat hakkında kapsamlı bir teoriye dayanmayan, bununlabirlikte minimal bir ahlâk anlayışına dayanarak hem devletin sınırlarını çizebilecek hem de farklı iyi hayat anlayışlarına sahip insanlara arasında tarafsız kalabilecektir. Larmore bu minimal ahlâkın rasyonel diyalog ve eşit saygı ilkeleri üzerine nasıl inşa edilebileceğini yazısı boyunca açıklamaya girişiyor.Bu gruptaki üçüncü yazı William Galston’un “Liberalizmi Savunmak” başlıklı makalesi. Galston liberal devletin “siyasî” liberalizm ile temellendirme girişmlerine yönelik eleştirel bir perspektif sunuyor bu yazısında. Galston liberal devletin “formel” ve“özcü” olmak üzere iki tür haklılaştırma stratejisi bulunduğunu belirtiyor. Bu ayrım genel olarak “siyasî” ve “kapsamlı” liberalizm ayrımına uygun düşmektedir. Galston’a göre liberal teorisyenlerin birey için iyi olanın ne olduğuna dair bir görüşe yani iyi hayata dairkapsamlı/özcü bir teoriye dayanmaksızın liberal devleti meşrulaştırmaya girişmeleri liberalizmi muhaliflerine karşı savunmasız bırakmaktadır. Çünkü Galston’a göre liberal devletin “formel” meşrulaştırımı hem mümkün değil, hem de başarısızdır. Bunu tarafsızlık üzerinden iki soru ile göstermeye çalışıyor: Tarafsızlık niçin arzuedilir? Tarafsızlık liberal devlete nasıl bir meşruiyet sağlar?” Bu sorulara formel (siyasî liberalizm) haklılaştırmaya girişenlerin verdikleri cevaplar üzerinden giderek siyasî liberalizmdeki problemligördüğü noktaları işaret ediyor. Galston makalesinde iyi hayathakkındaki skeptisizmi reddederek liberal devletin özcü (kapsamlıliberalizm) haklılaştırmasının bir örneği üzerinden liberalizmi “savunmaya girişiyor.”Bu gruptaki son yazı aynı zamanda kitabın bitiş yazısı olanChandran Kukathas’ın 2003 yılında yayınlanan Liberal Takımadaları: Bir Çeşitlilik ve Özgürlük Teorisi (The Liberal Archipelago: A Theory of Diversity and Freedom) adlı kitabının “Liberal Takımadaları”başlığı ile yayınlanan son bölümünden oluşuyor. Kukathas çeşitlilik, çokkültürlülük ve hoşgörü meselelerinde yazan ve bu konulara getirdiği teorik perspektif ile son dönem teorisyenler arasındadikkat çeken bir yazar. Kukathas kendi tezinin temel perspektifiniiki noktada izah ediyor. İlki “çeşitliliğin bastırılmadığı ve hâkimolduğu bir sosyal düzende en önemli şey, ona hâkim olan kurallarve kurumların yapması gerekenin, insanların kendi ayrı yollarınıizlemelerine izin vermek” ve ikincisi “siyaset felsefesinin ele alması gereken ana problemin adalet problemi olduğunu düşün menin bir hata olduğu”dur. Kukathas’a göre liberal devleti kapsamlı bir iyi hayat anlayışı üzerine inşa etmek ve temel göreviniadaleti yerine getirmek olarak ortaya koymak ahlâkî ve kültürelçeşitlilik dünyasına uygun karşılığı sağlayamaz. Radikal bir hoşgörü anlayışını benimseyen Kukathas, geliştirmeye çalıştığı iyitoplum anlayışını adaletin bir araya getirdiği bir birlik olarak değil, bir tür medeniliğin birarada tuttuğu gevşek bir birlikler ağıolarak ifade etmektedir. Kukathas’ın sözkonusu teorisiyle olabildiğince veya hakkını vererek “siyasî liberal” bir pozisyonda yertuttuğunu söyleyebiliriz.Burada bahsi geçen yazıların herbirinin liberalizmi tanımak, liberalizm üzerine düşünmek ve tartışmak isteyen kişilere çeşitli şekillerde fayda sağlayacağından eminim. Aynı minvalde olup buderlemeye dâhil edilebileceği halde, henüz tercüme edilmediği içinyayınlayamadığımız hayli makale mevcut. Bu makaleler şimdilikonları Türkçe’ye kazandırmaya istekli ve gönüllü mütercimlerinibeklemekteler. Diğer taraftan daha fazla sayıda telif makaleyi derlemeye alabilmek için liberalizm üzerine Türkçe’de yapılmış çalışma ve yazıların daha da çeşitlenip çoğalmasını umut ediyoruz.Zaman içinde gelişip genişleyerek yoluna devam edecek olan Liberalizm El Kitabı’nı Türkiye’de liberalizmin hem akademik camiadahem de sosyal-siyasal alanda kuvvetlenmesi ve yerini pekiştirmesine katkı sağlaması dileğiyle okurunun takdirine sunuyoruz.