Allah’a Hamd ederek, Elçisi’nin manevi şahsiyeti olan hadis/sünneti’ne destek olmak niyetiyle, sözlerime başlıyorum. Yaşadığımız coğrafyada gözükmese de ayın çekim gücüyle yükselen sular (med) tekrar eski haline dönmekte (cezir); bu olay sürekli tekrar edilmektedir. Hayatın gereği olarak ortaya çıkan maddi-manevi ihtiyaçları karşılamak için harcanan çaba ve bu sırada üretilen çözüm yolları ‘med cezir olgusu’nun kendisidir. Bu çabaların toplumsal boyuta taşınması, dalga büyüklüğü ötesinde, suların karaya doğru yükselmesi gibi, büyük bir etki yapabilmektedir. Hayat, med cezirlerden ibarettir. Dünyaya geliş, ihtiyaçlarını giderme çabaları ve kendini gerçekleştirme sırasında, gemiyi karaya oturtan kaptanın ‘deniz bitti!’ deyişi gibi, ecel oklarının emellerin yolunu kesmesine kadar yaşanan olaylar işte bu med cezirlerin hikâyesidir. Hicaz coğrafyasında yaşayan Hz. Muhammed, yaşanan hayatın açmazlarını yaşadığı yıllarda bizzat gördü. Bunları düzeltmek için aklını kullandı; göğe yakın olmak için çıktığı Hira dağında düşünceleriyle dua ederek ayın çekim gücüne ulaştı. İlk vahiyle ‘ilk hareket’i alarak; hayatın ve vahyin med cezirleri arasında, 23 yıllık bir dönem yaşadı / yaşattı. Yüce Allah Elçisi’nin hayatının Kur’an’a uyması hali, hadis değil; Kur’an olur. Ancak vahiyden esinlenerek ortaya koyduğu davranışlar sünnet, sözleri ise hadistir. Bize göre, Yüce Allah Elçisi (s.a.s.) olmadan gökten ‘Kitap’ gelsin diyen Ehl-i kitap müşriklerinin (98-Nisâ 4/153), vahyi getiren Elçi’nin onu hayata uyarlamasını hiçe sayan; bugünün ‘Kur’an bize yeter’ söylemcilerinin hiçbir farkı yoktur. Ama bunları kısmen haklı gösteren, ırmağa karışan moloz malzemelerin de ırmaktan sayılmış olmasıdır. Yalanın içinde de inandırmak için, birazcık gerçeklik payı olmalıdır. ‘Ya hep!’ diyenlerle ‘Ya hiç’ diyenler, birbirinden müthiş bir güç almaktadır. Biz, vahyin -sure ölçeğinde- geliş/nüzul sırasına göre, Kur’an- Kerim’i okuyarak; başta hadis formasyonumuzu esas almak suretiyle, aklımıza düşen hadis ve hâdiseleri gündemimize aldık. Uzun soluklu bir koşunun kısa mesafeli (100 m.) koşusunu sporun ‘ısınma hareketi’ olarak yapmıştık. Şimdi ise 201’i tamamladık. Ufukta ise 501 hadis ve hâdise gözükmektedir. Rahmetli Buhârî’nin (ö. 256/870) seçerken “koyduğu şartları” daha sonra gelen âlimler tesbit etmeye çalışmışlardır. Verilerden hareketle varılan sonuç, Buhârî’nin kafasında olan şartların somutlaşmış olanlarından birer parçadır. 14 Med-Cezir 201Ama Buhârî’nin beynindeki ‘birikim’ değildir. Bu çalışmanın özelliği, seçerken gösterilen özendir. Bu seçme işi, görecelidir. Sosyal bilimlerde 2x2=4 etmediğinden; ‘sübut ve anlama’ gibi iki önemli işi birlikte götürmenin bütün vebali bana aittir. Bizim yaptığımız bu analizde, hata payının %1’den %10’a kadar açılan ‘makas’ oranı bulunmaktadır. Hataları ortaya koyanlara, şimdiden ‘Allah razı olsun’ deriz. Her şey Allah’ın rızası ve Elçisi’nin söz ve davranışlarındaki amacı yakalamak uğrunadır. Binanın duvarına bir tuğla koyandan Allah razı olsun. Hiç kimsenin bizim gibi düşünmesi için, akıl ve belgeden başka bir kanıtımız yoktur. Kaldı ki akıl da görecelidir. Atalarımızın ‘Akl-ı selim’ tamlamasını ‘Selim’in aklı’ diye dayatmaya kimsenin hakkı yoktur ama ‘takdim etme hakkı’mız bulunmaktadır. Ne demek ne yapmak istediğimizi; daha önemlisi niyetimizi, önümüzdeki ‘Giriş’ bölümünde anlatmaya çalıştık. ‘Gök kubbe altında söylenmedik bir söz, uygulanmadık bir yöntem bulunmadığı’ gerçeğinden hareketle, biz modelimize ‘2023 tarzı bir kıyafet’ giydirdik. Ne yapmışsak, geçmişin mirasından yararlanarak; yaşlandıkça küçülen ama ‘parçaları birleştirme yeteneği’ artan beynimizi kullanarak yaptık. Biz bu çalışmada, sure ölçeğinde olmak kaydıyla, ‘Nuzûl sırasına göre’ Kur’an-ı Kerim’i “senede bir defa” okuyarak, hadis/sünnetin ayetlerle ilgisini kurmaya çalıştık. Birikimlerimiz yenilen gıdaların vitamine dönüşmesi gibi; duyduğumuz, dinlediğimiz, okuduğumuz bilgilerin sonucudur. Ortaya çıkan bir ürün varsa, İslam ümmetinin ortak malıdır; biz sadece aracıyız. Niyetimizi, yöntemimizi, birikimimizi ve son on yılda ulaştığımız sonuçları; kendi çizdiğimiz daire içine hapsederek, ‘az ve öz’ olması kaydıyla, ‘tadımlık’ dileğiyle sunuyoruz. Belli bir ‘damak zevki’ oluşmuş olanlara, bu tad farklı gelebilir. Biz de tam oradayız. Ecdadımızın, ‘Doğrular Allah’tan hatalar bizden’ diyerek oluşturmuş olduğu gelenekle, önsöz’ümüzü bitiriyoruz.