Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’i insanlara doğru yolu göstermek, onları dünya ve âhirette mutluluğa kavuşturmak amacıyla göndermiştir. Bu maksadın gerçekleşmesi de ancak bu ilahî kitabın önyargılardan uzak, doğru bir şekilde tefsir edilip anlaşılması ile mümkündür. Bu itibarla Hz. Peygamber’den günümüze, Müslümanlar Kur’ân’ı anlamak için büyük gayret sarf etmişlerdir. Erken dönemlerde daha çok rivâyete dayanan tefsir faaliyetlerine sonraki dönemlerde dirâyet malzemesi de dâhil edilerek tefsir sahası daha da genişlemiştir. Muhtelif açılardan yaklaşımlar neticesinde tefsir ilk dönemlere nazaran günümüzde farklı bir görünüme kavuşmuş ve muhteva açısından daha da zenginleşmiştir. Kur’ân âyetlerinin farklı yorumlanmasının birtakım sebepleri bulunmaktadır. Müfessirlerin yaşadıkları dönem ve coğrafya, bağlı oldukları mezhep ve ekol, fıtrî yapıları ve eğilimleri gibi birçok âmil, farklı perspektiften Kur’ân’a yaklaşıp onu tefsir etmelerine neden olmaktadır. Bu farklı yaklaşımlar neticesinde Kur’ân’ın lügavî, fıkhî, kelâmî, bâtınî, bilimsel ve sosyolojik yönünün ağır bastığı çeşitli tefsir ekolleri meydana gelmiştir. Ne var ki tarihi süreçte bazen önkabuller ve ideolojik yaklaşımlar Kur’ân mesajının önüne geçmiştir. Bu çalışmada tefsiri irdelenecek olan Muhammed Cevâd Muğniyye (öl. 1400/1979) modern dönem İmâmiyye Şîası’nın önde gelen müfessirleri arasında yer almaktadır. Şîî kimliğini ön plana çıkarmasına rağmen, mezhep içerisinde birçok meseleye özgün yaklaşım sergilemesi onu diğer pek çok Şîî âlimden farklı bir konuma çıkarmıştır. Zira o, imâmet inancının dinî bir gereklilikten ziyade mezhebî bir gereklilik olduğunu savunmuş, Humeynî’nin velayet-i fakîh teorisini açıkça eleştirmiş, Ehl-i Sünnet ve Şîa arasındaki derin ihtilafları ortadan kaldırmak amacıyla tesis edilen Takrîbu’l-mezâhib kurumunun önemli üyeleri arasında yer almıştır. Telif etmiş olduğu altmıştan fazla eserinin birçoğunda her iki mezhep arasındaki ihtilafları çözmeye yönelik beyanlarda bulunması, onun başka mezhepten araştırmacılar tarafından da ılımlı bir müfessir olarak anılmasını sağlamıştır. İşte bu ve benzeri nedenler Muğniyye’nin yedi ciltten oluşan et-Tefsîru’l-kâşif eserinin incelenmesini önemli hale getirmiştir. Tefsirinde yoğun miktarda Ehl-i Sünnet kaynaklarına atıfta bulunan Muğniyye’nin, her iki mezhep arasında, bir kısmı doğrudan inanç ile alakalı olan ihtilaflı meseleleri ne şekilde yorumladığını ve pratikte ne kadar başarılı olduğunu ortaya koymak bu çalışmanın en önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Bu ana hedef üzerine odaklanan çalışmamızda et-Tefsîru’lkâşif tefsir usûlü ve Ehl-i Sünnet ile Şîa arasındaki ihtilaflar açısından ele alınacaktır. Giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan oluşan bu çalışmanın girişinde Cevâd Muğniyye ve başta etTefsîru’l-kâşif’i olmak üzere diğer eserleri özelinde yapılan çalışmalara temas edilecek, ana hatlarıyla çalışmanın metodundan söz edilecektir. Birinci bölüm; Muğniyye’nin hayatı, eserleri ve ilmî düşüncesine tahsîs edilecektir. İkinci bölümde etTefsîru’l-kâşif Kur’ân ilimleri ve Kur’ân’a yönelişler olmak üzere tefsir metodu açısından ele alınacaktır. Üçüncü bölümde ise Ehl-i Sünnet ile Şîa arasındaki ihtilaflı bazı konulara yer verilecek ve Muğniyye’nin, bu konulara yaklaşımı tetkik edilecektir. Sonuçta ise genel bir değerlendirme yapılarak somut veriler sunulacaktır. Ön Söz | 7 Çalışmamızın her aşamasında değerli vakitlerini ayırarak yardımlarını esirgemeyen danışman hocam Prof. Dr. Abdurrahman ATEŞ’e, çalışmamızı okuyarak önerileriyle katkılar sunan Prof. Dr. Abdurrahman KASAPOĞLU, Prof. Dr. Mustafa ARSLAN, Prof. Dr. Halil ALDEMİR ve Doç. Dr. Ahmet ÖZ’e, ayrıca bu süreçte emekleri geçen arkadaşlarıma, desteklerini her an hissettiğim aileme en içten şükranlarımı sunarım. Gayret ve çalışmak bizden, başarıya ulaştırmak Yüce Allah’tandır.