Ulus devletlerde bireyler; hukuki, siyasi, kültürel ve ekonomik olarak toplumun yeterli ve saygın bir üyesi olarak tanımlanır. Ulusal kimlik yaratmak için “zorunlu eğitim, askerlik, siyasal tarih yazıcılığı, siyasal katılım” gibi araçlarla uluslaştırma politikaları gerçekleştirilir. Yeni kurulan ya da varlığını sürdürmek isteyen ulus devletler; sınırları belirli toprak parçası üzerinde kendi meşruiyetini sağlayabileceği ulusları yaratmak için farklı bireyleri sosyal, siyasal ve kurumsal açılardan bütünleştirerek türdeş bireyler oluşturmaya çalışır. Ulus ve ulusçuluk kavramları; tarihçiler, sosyologlar, siyaset bilimciler ya da hukukçular tarafından farklı unsurlar üzerinden açıklanmaktadır. Sosyal bir varlık olan insan; psikolojik, sosyolojik, siyasi, iktisadi, kültürel boyutlar taşıyan bir canlıdır. Bu sebeplerle uluslaştırma ve ulus devletin gelişimi kavramları; tarih, siyaset bilimi, hukuk, sosyoloji gibi farklı bilimlerin disiplinler arası yaklaşımını gerekli kılar. Bu kitapta, millîleşme hareketleri, sosyoloji kuramları içinde analiz edilerek yakla şık bir asırlık dönemin tarihsel gelişmeleri ele alındı. Ulus ve ulus devlet kavramları, farklı sosyologların kuramlarıyla incelenerek bunlar ışığında Batı’daki uluslaşma süreçleriyle ülkemizin geçirdiği evreler karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıklarına dikkat çekildi. Batı’daki uluslaşma modellerinin terminolojik ve kavramsal çerçevesi içinde Türk toplum yapısının kimlik değişimi ve uygulanan politikalar; siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal çerçevelerde incelendi. Modern ulus devletlerin yapılandığı XIX. yüzyılda Avrupa’daki siyasi, iktisadi, kültürel, dinî, felsefi ve bilimsel gelişmelerin etkileri, Osmanlı Devleti’nde de görüldü. Kitapta; Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde başlayan uluslaşma sürecinin öznesi olan halkın, bir millet hâline gelişi, ulus ve ulusçuluk kavramları çerçevesinde ele alındı. Türkiye’de modern ulus yaratımında devlet tarafından yukarıdan aşağıya doğru yürütülen politikalar; hukuki, kültürel, sosyal, ekonomik açılardan siyasi temelde toplumun her alanına işlendi ve iktidara meşrutiyet kazandırıldı. Bu meşruiyet, günlük hayatın içinde çeşitli sembol ve simgelerle görünür kılındı. Böylece özgün kültüre dayalı, etnik ve dilsel milliyetçilikle şekillenen bir ulusçuluk gelişti. Türklük düşüncesinin ulusal bir kimlik hâline geldiği Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkler, “yurttaşlar” olarak siyasi ve hukuki boyutların yanında sosyokültürel ve iktisadi alanda da modern bir dönüşüm gerçekleştirdi. Bu kitapla Türk ulusunun varoluş sürecinde Batı’daki gelişmelere paralel yürütülen politikalar ışığında Türk insanının toplumsal konumunun kul olmaktan tebaaya, tebaalıktan yurttaşlığa doğru evrilen gelişimine tanıklık edeceksiniz.