Moğolistan… 1,5 milyon kilometrekarelik bir alana sahip, geniş bir ülke. Üzerinde sadece iki milyon kadar insan yaşıyor. Bu geniş ülkede uçsuz bucaksız çöller ve uçsuz bucaksız bozkırlar uzanıyor. Başkent Ulanbator’un dışında, âdeta insansız topraklar… Su kenarlarında bazen 5-10 çadır… Ara sıra rastlanan at, koyun ve yak sürüleri…
Atalarımız, destan çağından tarih çağlarına belki de bu topraklarda girdiler. Türklüğü doğuran, besleyen ve büyüten, demir dağlarla çevrili Ergenekon belki de bu topraklardaydı. Bir ucu Çin’de, bir ucu Sovyetlerde uzanan Altayların doğu zirvelerinden Moğolistan’a giriliyor; bin kilometrelik bozkırlar ve çöller aşılarak Orhun kıyılarına ulaşılıyor. Türk’ün mukaddes şehri Ötüken’in bulunduğu Arhangay dağlarına. Bilge Kağan’ın ve Köl Tigin’in 1300 yılık sesi bu dağlarda sanki hâlâ yankılanıyor.
Hunların, Göktürklerin ve dünyayı titreten Cengizlilerin yaşadığı yerlerde adım adım dolaşmak, toprağa uzanıp masmavi göğü seyretmek ve mukaddes sulara girip yıkanmak… Moğolistan’da yaşayan en uzak kardeşlerimizle, Kazaklarla ve Tuvalarla görüşmek… Bunları ömrümün biraz zorlu, fakat en güzel ve en talihli günleri olarak kaydettim.
Çin… Başlı başına bir kıt’a. Bir milyarı aşan nüfusuyla ayrı bir dünya. Çölü var, buzu var; karlı dağları, yemyeşil vahaları ve sık ormanları var. Dağ zirvelerinde binlerce kilometre uzanan büyük duvarı var. Üzerinde nice Hun atlısının, nice Göktürk’ün, nice Uygur’un ve Kerey’in nal izleri bulunan büyük duvarı… Gök Tanrı’dan Buda’ya, Bin Buda mağaralarına, oradan Kâşgar Camii’ne uzanan dinî maceramızın yaşandığı Kuzey Çin ve Doğu Türkistan toprakları… Pekin’e, Dunhuang’a kadar gidip Doğu Türkistan’a ulaşamamak… Yoğun bir 15 gün içinde Çinlilerle yaşadığımız garip macera… Bu yoğun günleri de hayatımın ilgi çekici anları olarak kaydettim.
“Altaylar” adını taşıyan belgeselin çekimlerini gerçekleştirmek üzere sekiz kişilik TRT ekibi olarak iki ay süreyle Moğolistan’da ve Çin’de dolaştık. Yönetmen İsmail Çoruh, kameramanlar Hikmet Koç ve Uğur Hoşafçı, sesçi Faruk Kutlu, muhasip Şevket Avcı ve danışmanlar Prof. Dr. Mecit Doğru, Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun, Doç. Dr. Osman F. Sertkaya.1
Başımızdan geçen olayları, gözlemlerimi ve duygularımı günbegün, hatta saat saat kaydettim. İşte bu kırık dökük notlar, bazen çadır içinde, bazen açık bozkırda, bazen emektar otobüsümüzde, bazen bir otelde, bazen sandalyesiz masasız bir han odasında, bazen de bozkırlardan, çöllerden akıp giden bir tren kompartımanında yazılan satırlardan oluşmuştur. Bu satırlarda bir belgesel çekiminin arka planını da görmek mümkündür. Günü gününe tutulmuş notlarımı okuyucuya da aktarmak; uzak diyarların ve uzak devirlerin heyecanını okuyucuyla paylaşmak istedim. Ülkemizden binlerce kilometre uzakta dipdiri yaşayan Türk dil ve kültürünün görünüşlerini, Türk tarihinin izlerini okuyucuya da ulaştırmak istedim. Televizyondan seyredilen bir dizinin kitapla da takip edilmesini sağlamak, böylece seyirci ve okuyucuda daha derin izlenimler bırakmak istedim. Ve ilgililerin dikkatlerini bu bakir Uzak Doğu topraklarına çekmek… Fakat niçin bunları tek tek sayıyorum? En iyisi okuyucuları kırık dökük notlarımla baş başa bırakmak.