Muhafazakârlık, liberalizm ve sosyalizmin yanında,modern dönemin temel toplumsal ve siyasal düşünce geleneklerinden birisini teşkil eder. Uluslararası literatürmuhafazakârlık bağlamında değişik kavramlaştırmaları veperspektifleri bünyesinde barındıran zengin bir içeriğe sahiptir. Ancak farklı düzeylerde karşımıza çıkan bu entelektüelüretimin sonuçları Türkçe literatüre, diğer ideolojilere göredeğerlendirildiğinde, oldukça düşük seviyede aktarılmıştır/yansımıştır. Türkiye’de kavram olarak ‘muhafazakârlık’ yaygınkullanılmakta ancak teorik düzeyde bu yaygınlıkla tezat teşkileden bir kısıtlılık ve yoksulluk barındırmaktadır. Bu derlemenin amaçlarından birisi bu kısıtlılığı nispeten de olsa aşmayayardımcı olacak akademik bir katkı sağlamaktır. Bu çerçevedefelsefi, toplumsal ve siyasal bağlamda muhafazakârlığa ilişkinseçilen bazı önemli metinler Türkçe literatürdeki boşluğa azda olsa bir katkı sunmak üzere tercüme edilmiştir.Çalışma kapsamındaki metinler bu alandaki temel tartışmaları iyi aktardığını düşündüğümüz uluslararası literatürün prestijli ve nitelikli olanlarından (Oxford, Cambridge,Stanford, Princeton, Chicago) seçilmiştir. Ayrıca tercüme için seçilen makalelerin yalnızca belirli bir perspektifle sınırlıolmayan ve muhafazakârlık içindeki farklılıkları bir şekildeyansıtan metinler olmalarına dikkat edilmiştir. Makalelerinbaşlıklarına ve içeriklerine genel bir bakış, muhafazakârlığailişkin bu çok yönlü perspektifin yansıtılmaya çalışıldığınıgösterecektir. Metinler sosyal ve siyasal teorinin önemli (Edmund Burke, Alexis de Tocqueville, David Hume, Louis deBonald, Joseph de Maistre, Robert Nisbet, Russell Kirk, F. A.Hayek, Terry Eagleton, Michael Oakeshott, Roger Scruton,Alasdair MacIntyre, Samuel P. Huntington, Jürgen Habermas, John O’Sullivan, Richard Rorty vb. gibi) düşünürlerininfikirleri ve tartışmaları bağlamında somutlaşan bir içeriğe sahiptir. Ancak bu çalışma için niçin başka makalelerin değilde bu makalelerin seçildiği ya da makale belirleme sürecinde hangi yöntemsel argümanlar ya da gerekliliklerle hareketedildiği gibi sorulara da cevap vermek gerekir.Kısaca belirtmek gerekirse geniş anlamda muhafazakârdüşünce geleneği içinde farklı düşünsel damarlar mevcuttur.Bunlar için farklı çalışmalarda değişik kavramlar kullanılabilmektedir: Kıta Avrupası muhafazakârlığı, Anglo-Amerikanmuhafazakârlığı, klasik muhafazakârlık, neo-muhafazakârlık,paternalist muhafazakârlık, liberteryen muhafazakârlık, otoriter muhafazakârlık, metafizik muhafazakârlık, pragmatikmuhafazakârlık, liberal muhafazakârlık vb. gibi. Konunun elealındığı değişik eserlerde bunların bazıları birbirinin yerinekullanılabilmekte, bazıları ise diğer(ler)ini kapsayan bir anlamçerçevesiyle tanımlanabilmektedir. Çalışma kapsamındakimetinlerde bir şekilde bu kavramlara değinilmekte ya da buçerçevede fikirlerini ifade eden düşünürlerin argümanlarından bahsedilmektedir. Ancak seçilen metinler ağırlıklı olarakliberal ya da liberteryen muhafazakârlık bağlamındaki tartışmalara odaklanan makalelerden oluşmaktadır. Makalelerin altkonularında daha geniş bir muhafazakârlık literatürü mevcut olmakla birlikte, asli konular belirttiğimiz gibi liberal/liberteryen muhafazakârlık ya da Anglo-Amerikan muhafazakârlığı çerçevesinde yer almaktadır. Bu tercihimiz kişisel ya datarafgir bir seçimin sonucu olarak açığa çıkmamıştır. Tercihimizin ana nedeni günümüzde yaşayan, etki yaratan, siyasalhareketlerde ifadesini bulan, aktüel politikaları yönlendirenmuhafazakârlık anlayışının çok büyük oranda Anglo-Amerikan muhafazakârlığı ya da liberal muhafazakârlık olmasıdır.Joseph de Maistre ve Louis de Bonald gibi düşünürlerde klasik ifadesini bulan Kıta Avrupası muhafazakârlığı günümüzdemarjinalleşmiş otoriter, dışlayıcı ve tepkici siyasal tutumlardaifadesini bulmaktadır. Zaman zaman Avrupa’da dile getirilmekle birlikte toplumun geneline yayılacak kadar kitleselleşememektedir. İskoç Aydınlanması’nın empirist ve liberal geleneğinden etkilenen ve Edmund Burke’te klasik ifadesini bulanAnglo-Amerikan muhafazakârlığı ise nispi olarak daha ılımlı,dengeli ve özgürlükçü olan ve günümüzde muhafazakârlıkdendiğinde daha çok kendisinin anlaşıldığı ana çizgiyi ifadeetmektedir. Bu nedenle bütünüyle olmasa da çoğunlukla bumuhafazakâr gelenek içindeki tartışmalara ve düşünürlereodaklanan metinler çalışma kapsamına alınmıştır.Muhafazakârlığı bir düşünce geleneği olarak ele aldığımızda ya da bu çerçevede fikirlerini ortaya koyan düşünürlerin/filozofların argümanlarına göz attığımızda, genişanlamda felsefi, toplumsal ve siyasal alanda ‘insan’, ‘bilgi’, ‘ahlâk’, ‘estetik’, ‘toplum’, ‘düzen’, ‘siyaset’, ‘devlet’ vb. gibi temelkavramlara ilişkin teorik düzeyde çok yönlü bakış açıları vedeğerlendirmelerle karşılaşırız. Bu düşünsel temel, doğrudanya da dolaylı şekilde pratik siyaset sorunlarındaki tavırlardayahut politikalarda da kendisini göstermektedir. Yukarıda değindiğimiz gibi bu konuları ele alan İngilizce literatür muhafazakârlığın yaygın olduğuna inanılan Türk toplumuna fazlayansımamıştır. Sosyalist literatürün hemen hemen hepsine, liberal literatürün ise son yirmi yıldır yapılan tercümelerlebüyük bir kısmına ulaşmak mümkünken, nedense (bununçok çeşitli sebepleri olabilir) muhafazakârlığa dair metinlerbüyük oranda hâlâ Türkçe’de mevcut değildir.Özellikle kendi toplumsal ve siyasal tarihselliğimiz dikkate alındığında bir kimlik olarak ‘muhafazakâr’ nitelemesi yada bir akım olarak ‘muhafazakârlık’ kavramı Türkiye’de çokyaygın kullanılmaktadır. Örneğin son on yedi yıldır iktidarda bulunan kadro ideolojik/düşünsel kimliğini ‘muhafazakârdemokrasi’ kavramlaştırması üzerinden (etkisi ve dile getirilme düzeyi zaman içinde farklılaşmış olsa da) tanımlamayaçalışmıştır. Genel bir kabul olarak söylenebilir ki Türkiye’deciddi bir kesim kendisini ‘muhafazakâr’ olarak adlandırmakta,toplumsal ve siyasal düzeydeki tercihlerini ve çözümlemelerini bu perspektiften hareketle ortaya koymakta, savunmaktayahut meşrulaştırmaktadır. Uluslararası literatüre ilgisizlikçoğunlukla Türkiye’deki muhafazakârlığın Batı dünyasındanfarklılığının vurgulanması üzerinden izah edilmeye çalışılsada, bu açıklama hem yetersizdir hem de gerçekliği tam olarak yansıtmaz. Çünkü zamansal ve mekânsal düzeyde nisbiolarak bir dereceye kadar ‘özgüllük’ taşımakla birlikte muhafazakârlık, liberalizm ve sosyalizme benzer şekilde müşterek felsefi kabulleri ve bunlarla bağlantılı politikaları olanbir ‘evrensellik’ de taşır. Siyasal düşünce ya da ideoloji olarakmuhafazakârlığın analizini mümkün kılan, bu özgüllük veevrenselliğin birlikte ele alınmasıdır. Muhafazakârlığa ilişkinTürkiye’de yaygın olan özgüllük vurgusu ve dindarlığın anlamçerçevesiyle bütünleşen izah tarzları, gerçekte muhafazakârlığı hem büyük bir düşünsel birikimin desteğinden/eleştirisinden mahrum kılmakta hem de ‘düşünce’den kaçırmaya çalışarak vulgar ideolojik bir pozisyon almaktadır. Popülist birişlevsellik taşısa ve kısa vadede ‘kârlı’ görülebilse de, dünyatarihsel ölçekli tartışmalardan bağımsız bir muhafazakârlık anlayışı uzun vadede meşruiyetini sağlama yahut hegemonikolma imkânlarını bütünüyle yitirebilir.Diğer sosyal bilim kavramlarında olduğu gibi, üzerindekonuştuğumuz/tartıştığımız muhafazakârlığın bizden ve bizim tarihimizden bağımsız bir varlığı ve uzun bir toplumsal/politik hikâyesi mevcuttur. Kolaycı yolu seçerek bu öyküyügörmek istemesek yahut bize ait olduğunu düşündüğümüzündışındaki dünyaya ve düşünsel mirasa gözlerimizi kapatsakda, başka birçok konuda olduğu gibi, tarihin ironisi bize hiçtahmin etmediğimiz şekilde bir karşılaşma ayarlayacaktır. Geniş bir perspektifle bakacak olursak, tüm özgül tarihsel şekillenme ve biçimsel farklılıklara rağmen insanlığın ya da insantürünün felsefi, toplumsal ve siyasal düzeyde ortak sorunlarıolduğu gibi bunlara verilen ortak cevaplar da mevcuttur. Üzerinde konuşulabilecek bir zeminin mevcudiyetini bu ortaklığaborçluyuz. Bu nedenle kavramları kendi tarihsellikleri içindeanlamak ve kendi tarihselliğimizin sunduğu imkân ve sınırlariçinde değerlendirmek zorundayız. Muhafazakârlık kavramıBatı toplumsal ve siyasal düşünce tarihinin bir ürünü olarakvarlık kazanmıştır. Modern Batı tarihinde bir düşünce ve ideoloji olarak kendi filozoflarına/düşünürlerine, partilerine, takipçilerine ve toplumsal/politik tabanına sahip olmuştur. Teorikve pratik düzeydeki bu birikimi öğrenmek, anlamak ve analizederek yorumlamak durumundayız. Kısacası Türkiye’deki muhafazakârlık çalışmaları için bundan kaçış yoktur.