İhtiyatlılık kavramı muhasebe ve finansal raporlama temelinde önemlibir yer tutmakta ve gelişimi, muhasebe tarihinde uzun yıllara dayanmaktadır.İhtiyatlılık kavramının muhasebe ve ölçme yöntemlerindeki rolü ve önemikonusunda birçok çalışma bulunmaktadır. Geçtiğimiz 20 yıldaki ampirik araştırmalar incelendiğinde kavramın birçok farklı alanda şirketlerin daha iyi finansal çıktılara ulaşmasını sağladığı görülmüştür.Muhasebede ihtiyatlılık kavramının gerek UFRS Kavramsal Çerçeve gerekse akademik çalışmalar içerisindeki yeri önemlidir. 1989 yılında oluşturulan Uluslararası Muhasebe Standartları Kavramsal Çerçevesi’nde ihtiyatlılıkkavramı güvenilirlik ile ilişkili olarak ön planda tutulmuştur. Ancak, 2006 yılında yayınlanan tartışma metninde Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu ve Amerikan Muhasebe Standartları Kurulu ihtiyatlılık kavramını finansalbilginin niteliksel özellikleri arasında görmediğini belirtmiştir. Bu görüş hâkimkavramsal çerçeveden farklı olmakla birlikte, finansal raporlamaya ilişkin çoğu standartta yer alan ihtiyatlılık kavramının önemini azaltmamıştır.IASB tarafından yapılan değişiklik ile UFRS kavramsal çerçeveden 2010yılında ihtiyatlılık kavramı çıkarılmıştır. IASB bunun nedenini, ihtiyatlılığı tanımlayarak teşvik etmenin önyargılı bir tutum sergilemek olacağını, ayrıcamuhasebe uygulamalarına yön verme olarak değerlendirilebileceğini, dolayısıyla kaldırılması gerektiğini ifade etmiştir. Eylül 2010’da bir önceki kavramsal çerçeveden tarafsızlık ilkesi ile çeliştiği gerekçesiyle çıkarılan ihtiyatlılıkkavramı, Mart 2018’de IASB’nin yayınladığı kavramsal çerçevede ihtiyatlı davranışın tarafsızlık ilkesini desteklediğine vurgu yapılarak ve gerçeğe uygunsunum altında karşımıza çıkmaktadır.İhtiyatlılık ilkesi, literatürde muhasebenin niteliksel özelliklerinden biriolmakla kalmayıp, muhasebenin işleyişini sağladığı, “raporlama” ve “ölçme”kavramlarının gövdesini oluşturduğu şeklinde açıklanmaktadır. Raporlama veölçme muhasebenin temelini oluşturmakla birlikte, finansal durum tablolarında nelerin yer alacağının ve hangi tutarda olacağının belirlenmesinde esasgörev almaktadır. Kavramsal çerçevenin bu konuda zayıf konumda yer almasıaçısından eleştirilmiştir. Kavramsal çerçevede yer alan “ihtiyaca uygunluk” (relevance), “gerçeğe uygun sunum” (faithful representation) ve “karşılaştırılabilirlik” (comparability) gibi niteliksel özellikler ile açık, kesin bilgi sunmakiçin bir rehber olmada zayıf ve uygulamaya yönelik problemleri çözmede yetersiz kalmakta olduğunun ayrıca altı çizilmektedir.Birinci bölümünde muhasebede ihtiyatlılık kavramı ile ilgili tanımlar, tarihsel süreçte ihtiyatlılık kavramı, muhasebe doktrinindeki yeri ve öneminindeğerlendirilmesi yapılmıştır. İhtiyatlılık alanında yapılan akademik çalışmalar son yirmi yıl üzerinden konularına göre incelenip, literatür taramasına yerverilmiştir. Son yirmi yılda yapılan çalışmalar incelendiğinde ihtiyatlılık konusunda birçok alanda çalışıldığı görülmektedir. Bunlara örnek olarak ihtiyatlılıkseviyesinin firmaların daha etkin iç kontrol sistemleri ile ilişkili olduğu, denetçinin güvence sağlaması ve denetim kalitesinin şirketlerin ihtiyatlılık raporlamasına olan olumlu etkileri, şirketlerin daha etkin yatırımlar yapmasını sağlaması, yönetimsel riskler ile daha etkin mücadele edilmesi, benzer şekilde kâryönetimi uygulamaları ile olan ilişkisi sayılabilir. Ayrıca, ulusal kültürün muhasebe ihtiyatlılığını etkilemesi, muhasebe ihtiyatlılığı ile CEO’ların aşırı güvensorunları, ihtiyatlılığın makroekonomik göstergeler ve para arzı üzerindekietkileri, UFRS uygulamaları ile olan ilişkisi üzerinde çalışmaların yapıldığıgörülmektedir.Birinci bölümün devamında, ihtiyatlılık seviyesinin belirlenmesinde kullanılan ölçüm yöntemleri incelenmiştir. Birinci yöntem, Basu (1997) tarafından geliştirilen panel veri regresyon yöntemi ile oluşturulmuş asimetrik zamanlılık ölçüm yöntemidir. Asimetrik zamanlılık (asymmetric timeliness) olarak isimlendirilen bu ölçüm yöntemi ihtiyatlılık seviyesinin tespitinde şirketkârlarının veya zararlarının, kötü haberlerden iyi haberlere kıyasla daha çabuk etkilenmesi esasına dayandırılmıştır. Bu yöntem ile şirket kârının, negatifgetirilere olan eş zamanlı duyarlılığının pozitif getirilere kıyasla iki ile altı katarasında değişen bir oranla daha fazla çıkması ile ihtiyatlılık seviyesini açıklamaktadır. Yöntemin içinde barındırdığı sınırlılıkların ve kısıtlarının iyileştirilmesi üzerine birçok çalışma geliştirilmiş olmakla beraber; yöntem ihtiyatlılık seviyesinin ölçümünde temel dayanak olması bakımından önemlidir.Şirketlerin ihtiyatlılık seviyesinin belirlenmesinde yaptığımız gruplandırmada ikinci yöntem defter değeri/pazar değeri ölçüm yöntemidir. Bu yöntem ilk olarak Beaver ve Ryan (2000) tarafından geliştirilmiştir. Yöntem esasen defter değerindeki değişimlerin gelecekteki özsermaye getirisinin tahminlenmesinde farklı etkilere sahip olan iki önemli nedene bağlı olduğunu ifadeetmiştir. Bu iki nedeni sapmalar (bias) ve gecikmeler (lags) olarak sıralamıştır. Sapma ve gecikmelerin defter/pazar değerine olan etkisi ve özsermaye getirisini tahmin etmedeki rolü irdelenmiştir. Sapma olarak defter değerinin pazardeğerinin üzerinde (altında) olması dolayısıyla defter-pazar değeri oranınınyüksek (düşük) hesaplanmasından kaynaklı sapmalar açıklanmıştır. Sapmaların raporlama kaynaklı faktörler -tarihi maliyet ya da ihtiyatlılık- veya ekonomik çevresel faktörler -beklenen bugünkü değer hesaplaması ya da enflasyonkaynaklı olabileceği belirtilmiştir.Gecikmeler ise beklenmeyen ekonomik kârların (zararların) hemen değilzaman içinde raporlanmasından kaynaklanan defter değerine olan etkiler olduğunu ifade etmiştir. Bu sebeplerle defter/pazar değeri gerçek ortalamalarından yüksek (düşük) hesaplanmaktadır. Gecikmelerin defter/pazar değeriüzerinde oluşturduğu geçici etkilerin sapmalar ile benzer şekilde hem raporlama hem de ekonomik ve/veya çevresel faktörlerden kaynaklı ortaya çıkabileceğini açıklamıştır.Üçüncü yöntem ise faaliyetlerden kaynaklanan tahakkuklar ve nakit akışlarıdır. Givoly ve Hayn (2000) tarafından oluşturulan bu yöntem, muhasebedeihtiyatlılık kavramını ölçmek amacıyla faaliyetlerden kaynaklanan tahakkuklar ile nakit akışlarının ilişkisini incelemiştir. İhtiyatlılık gelir ve kârların muhasebeleştirilmesini yavaşlatan, gider ve zararların muhasebeleştirilmesinihızlandıran ve varlıkları düşük, yükümlülükleri yüksek göstermek amacıylamuhasebe politikalarının seçilmesi olarak tanımlanmıştır. İhtiyatlılık ölçümüile ilgili olarak birikmiş faaliyet dışı tahakkuklar (accumulation of nonoperating accruals), iyi haberlere ve kötü haberlere göre kazançların zamanlılığı,kazançların dağılımı ve piyasa/defter değeri ölçüm yöntemlerini incelemiştir.İhtiyatlı bir raporlamada kazançların dağılımsal olarak negatif eğilim(skewness) ve değişkenlik (variability) göstermesi beklendiği ifade edilmiştir.İhtiyatlı bir finansal raporlamanın kârlılığın düşmesine ve birikmiş negatiftahakkukların artmasına neden olabileceği savunulmuştur.İkinci bölümde ihtiyatlılık üzerine literatürde yapılan araştırmalara yerverilmiştir. Özellikle üzerinde durulan alanlar borç sözleşmeleri, sürdürülebilirlik raporlaması ve bankaların kredi kapasiteleri olarak sıralanabilir. Ampirik çalışma bulguları açısından çalışmalar incelendiğinde özellikle borç sözleşmeleri konusunda ihtiyatlılık seviyesi yüksek olan şirketlerin borç sözleşmesi açıklaması yapma olasılığı daha yüksek olup, olmadığı test edildiği görülmektedir.Literatürde diğer bir önemli alan ise ihtiyatlılık ve kurumsal sosyal sorumluluk raporlaması olarak görülmüştür. Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı bir şirketin toplum ve çevre üzerindeki sorumluluklarını; topluma veçevreye olan etkilerini değerlendirmek, yürütmek ve yönetmek için gerçekleştirdiği tüm kurumsal faaliyetler ve politikalar bütünü olarak tanımlamıştır. Bukapsamda, KSS çalışmalarının tarihi süreç içerisindeki gelişimi, boyutları, ihtiyatlılık ile olan ilişkisine yer verilmiştir. Ayrıca, KSS araştırmalarına ekonomikaçıdan yaklaşan çalışmaların temel aldığı vekâlet teorisi ve paydaş teorisi açıklanmıştır. Paydaş teorisi kapsamında finansal veya finansal olmayan tüm paydaşlara eşit duruş sergilenerek ihtiyatlı raporlama ile KSS raporlaması arasında pozitif ilişki olduğu öne sürülmektedir. Vekâlet teorisi ise ihtiyatlı finansalraporlama ile KSS raporlaması arasında negatif bir ilişki olduğunu ileri sürmektedir. Özetle, vekâlet teorisi açısından şirketlerin KSS performansları veihtiyatlı raporlamaları arasında paydaş teorisinin tersi bir ilişki söz konusudur.Literatürde üzerinde durulan son konu ise kriz dönemlerinde bankalarınkredi verme kapasitelerinin ihtiyatlılık raporlamaları ile ilişkilerinin incelendiği çalışmalardır. Kredi veren taraf olarak bankalar temel alındığında krizdönemlerinde kredi kapasiteleri ve ihtiyatlılık seviyeleri ilişkisi oldukça önemtaşımaktadır. Bankaların finansal kriz dönemlerinde kredi vermeye dönükpolitikalarının değişmesi, verdikleri kredi miktarlarının çoğunlukla azalmaeğilimi olması ile muhasebe ihtiyatlılığı ve banka büyüklüklerinin buna etkilerideğerlendirilmiştir. Yapılan araştırmalarda bankaların kriz dönemlerindekredi verme kapasitelerinin eğilimi, kriz dönemlerinde bankaların kredileriverme düzeylerinin ihtiyatlılık düzeyine olan etkilerinin incelendiği görüşmüştür.