Bizans İmparatorluğu ile Türkiye Selçukluları arasındaki ilişkiler Süleymanşah ve kardeşlerinin 1073 yılı itibariyle Anadolu sınırlarında görülmeleriyle başlar. İmparator Aleksios Komnenos’un Haziran 1081 tarihinde Süleymanşah ile imzaladığı Drakon Suyu Antlaşması tarafların resmen birbirini tanımasını sağlamıştır. Süleymanşah’ın vekil hükümdarı Ebu’l-Kāsım’ın İstanbul’a giderek I. Aleksios ile antlaşma yaptığı ve daha sonraki yıllarda Sultan I. Kılıç Arslan’ın da İmparator I. Aleksios ile arasını iyi tuttuğu anlaşılmaktadır. Sultan I. Mesud’un saltanat yıllarında bazen savaş hâlinde bazen de barış hâlinde olan taraflar kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir. Bu zamanda İmparator Manuel Komnenos’un Konya’ya karşı 1146 yılında düzenlemiş olduğu kuşatma sonuçsuz kalmış ancak bu olay sonunda aynı yıl (1146) taraflar uzun sürecek önemli bir antlaşmaya da imza atmayı başarmışlardır. Sultan II. Kılıç Arslan’ın da saltanatının ilk yıllarında Türkiye Selçuklu Devleti’nin gücünü kırmayı ve onu zayıf düşürmeyi hedefleyen bir politika izleyen İmparator Manuel güçlü bir ittifak tesis etmişti. Sultan II. Kılıç Arslan, tamamen aleyhine olan ve kendisini çok güç duruma sokan bu ittifakı ancak 1162 yılında İstanbul’a giderek İmparator Manuel’in tüm taleplerine olumlu cevap vererek dağıtabildi. Taraflar arasında imzalanan 1162 İstanbul Antlaşması bir müddet sonra bozuldu. Çünkü Bizans İmparatoru Manuel Komnenos, Anadolu’da Türk birliğini sağlamış güçlü bir Türkiye Selçuklu Devleti istememekteydi. Bu nedenle Sultan II. Kılıç Arslan’a karşı kabul edilemez talepler ile elçiler gönderdi ve 1162 Antlaşması’nda verdiği sözleri yerine getirmesini istedi. Ancak sultan buna yanaşmadı ve taraflar arasında yaşanan siyasî gerginlik giderek büyüdü ve sonunda büyük bir askerî sefere dönüştü. Bizans İmparatoru Manuel Komnenos ve Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan arasında 17 Eylül 1176 tarihinde meydana gelen savaşı Selçuklular kazandı ve Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan atma hayallerinin sona erdirilmesi sağlandı. Ancak kaynaklardaki birbiriyle tutarsızlık gösteren kayıtlar nedeniyle savaşın nerede yapıldığına dair görüşler zaman içinde tarihçileri, araştırmacıları ve akademisyenleri bir türlü çözülemeyen bir problemin içine sürükledi. Belki de Türk tarihi üzerinde bu kadar çok tartışma yapılmış ve yazı yazılmış başka bir konu yoktur. Bu problem ilk defa 1883’te Ramsay’in araştırmalarıyla gündeme gelmiş, özellikle de son 60-70 yılda hararetle tartışılarak ilim âleminde tam bir fikir ayrılığına neden olmuştur. Yurt çapında pek çok çalıştay, seminer ve sempozyum düzenlenmiş olmasına karşın bir netice elde edilememiştir. Üniversitelerin, Türk Tarih Kurumu’nun, belediyelerin ve Kültür Bakanlığı’nın sorunu çözmeye yönelik çabaları da yetersiz kalmıştır. Biz yapmış olduğumuz bu çalışma ile hem Türk Tarihi’nin en büyük zaferlerinden birini ayrıntılarıyla anlatmak hem de zaferin kazanıldığı yer konusundaki tartışmalara son verebilmek istedik. Umarız ki bu konuda hedefimize ulaşmışızdır. Savaşı sebep ve sonuç ilişkileri bağlamında daha iyi anlatabilmek için Myriokephalon Savaşı öncesinde meydana gelen Selçuklu-Bizans ilişkileri ile Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluş sürecinde iki taraf arasında yaşanan ilişkileri de ayrıntılı bir şekilde ele almaya çalıştık. Konuya olan ilgimiz her ne kadar üniversite sıralarındaki dönemimize kadar gitse de özellikle 2017-2022 yılları arasındaki dönemde iddia edilen ve muhtemel görülen savaş alanlarında yüzey araştırmaları ve incelemelerde bulundum. Coğrafyayı yeterince tetkik etmeden kalem oynatmaktan çekindiğimiz için kitabımızın tamamlanması da biraz gecikmiş oldu. İddia edilen savaş yeri mevkiilerinde incelemelerde bulunurken bize mihmandarlık yapan, Denizli, Çivril, Kûfî Vadisi ve Düzbel’in coğrafyası konusunda, bazı görsel ve yayımların tedarikinde yardımcı olan ve ayrıca değerli görüş ve fikirleriyle eserimize katkı veren Coğrafya Öğretmeni Sn. Münir Sayhan’a, Çivril’de incelemelerde bulunduğumuz sıralarda bizi yalnız bırakmayan ve çalışmamıza destek veren Çivril Belediyesi Kültür İşleri Müdürü Sn. Ramazan Aydın’a, Çivril’de düzenledikleri toplantılara ve törenlere bizleri davet ederek kitabımızın yazımı konusunda bizi teşvik eden ve iddia edilen savaş alanlarında incelemelerde bulunabilmemiz için gerekli ekip ve maddî imkânları sağlayan Çivril Belediye Başkanı Sn. Niyazi Vural’a çok teşekkür ederim. Sarıbaba Tepesi’ne çıkarken bize rehberlik eden, antik şehrin kalıntıları hakkında bilgi veren Çivril Belediye Başkan Yardımcısı Sn. Latif Selçuk’a teşekkür ederim. Süryani kaynakların orijinal metinlerini kontrol ederek bize yardımcı olan Dr. Öğretim Üyesi Kutlu Akalın’a, Ermeni kaynakların orijinal metinlerinin tedarik ve kontrolünde yardımlarını esirgemeyen Ermeni Patrik Vekili Kıdemli Peder Sn. Krikor Damadyan’a teşekkür ederim. Bizans ve Latin kaynaklarının orijinal metin ve tercümelerinin karşılaştırılmasında yardımcı olan Doktora öğrencimiz İsmail Koçuk’a teşekkür ederim. Kitapta yer alan haritaları çizen öğrencim Arş. Gör. Burak N. Sarıcı, Dr. Öğrt. Üyesi Mustafa Kahraman ve kıymetli meslektaşım Prof. Dr. Mehmet Bayartan’a katkılarından dolayı teşekkür ederim. Kitabımızı yazarken ve yayıma hazırlarken bize katkı sunan öğrencilerim Şeyhmus Nayır, Aybüke Özcan, M. Kaan Yıldız ve Erdi Uçmaz’a teşekkür ederim. Son olarak bu eserin yayımlanmasında emeği geçen Bilge Kültür Sanat Yayınları’nın değerli yönetici ve çalışanlarına teşekkürü bir borç bilirim.