Öğrenme, bireyin haya a kalmasını sağlayan temel süreçlerdendir. İhtiyaçlarımızı, onları nasıl, nereden veya kimden, ne gibi yöntemlerle karşılayacağımızı öğrenerek haya a kalırız. Herhangi bir gereksinimimizi karşılamayı öğrenemez isek; haya devam ettirmede sıkıntılar yaşayabilir ve ha a ölebiliriz. Atalarımız öğrenmeleri ile haya a kalmayı başardılar. Hangi bitki yenilebilir, hangileri zehirli; hangi hayvan nasıl avlanır veya hangi hayvanın saldırısından nasıl kurtulur ya da korunulur?… Hastalanınca hangi bitkinin yaprağı, kökü ya da tohumu şifa için, nasıl kullanılır?…Tüm dünya buzla kaplandığında nerede donmadan haya a kalınabilir, hangi hayvanın postu kürk yapılabilir?… Toprak nasıl işlenir, hangi tohumdan un olur, hangi iklimde ne ye şir?… Ve benzeri gibi sayısız soruyu öğrenmeleri ile cevaplayan atalarımız haya a kalabildiler. Onlar yaşadıkları için biz dünyaya geldik ve haya ayız. Bu kapsamda öğrenme olgusunun bireyin hayata tutunmasını ve haya a kalmasını sağlayan ana faktörler arasında olduğu söylenebilir. Bu kadar haya niteliği olan “öğrenme” kavramının alan yazında daha ziyade akademik bilgi, becerilerin edinilmesi ve uygulanmasına yönelik olarak incelendiği görülebilir. Bu incelemelerde ise öğrenmenin nasıl gerçekleştiği, öğrenilen bilgiyi depolama, geri getirme ve unutma süreçleri birçok araştırmacı tarafından farklı kuramlarda ele alınmış r. Öğrenmeyi açıklamaya çalışan davranışçılar, eylemlerin nasıl ortaya çıktığını ve organizmanın neye, nasıl tepki verdiğini belirlemek için oldukça ayrıntılı deneyler yapmışlardır. Bu deneylerin çoğunda hayvan denekler kullanılsa da günümüzde çok da kabul görmeyecek şekilde bebekler ve çocuklar da denek olarak araştırmalara alınmış r. Davranışçılar, basit uyarıcı- tepki bağından çok daha karmaşık olanlara kadar araştırmalar yaparak öğrenme kavramını açıklamaya çalışmışlardır. Bu araştırmalar yapılırken veya kısa zaman sonrasında öğrenmenin sadece uyarıcı tepki bağı ile açıklanamayacağını, burada çevrenin ve bilişsel süreçlerin etkili olduğunu ortaya koyan Albert Bandura insanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğini göz önüne alarak Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı'nı ortaya koymuştur. Bandura'nın yaklaşımı ile öğrenmede bilişsel süreçlerinin değeri de fark edilmeye başlanmış r denilebilir. Ki zaten Almanya'da ortaya çıkan Gestalt yaklaşımı öğrenmede bilişsel süreçlerin özellikle algının ne derece önemli olduğunu ilginç deneylerle ortaya koymuştur. Günümüze doğru yaklaşıldıkça bilgisayar teknolojisinin de gelişmesiyle birlikte insan beyninin de bir bakıma bilgisayara benzediği düşüncesi Bilgiyi İşleme Kuramı'nın fi lini ateşlemiş r. Diğer yandan neredeyse hiç eskimeyen ortaya koyduğu açıklamalar ile psikoloji dünyasında önemli ses ge ren Yapılandırmacı yaklaşımın öğrenmeye ilişkin açıklamaları günümüzde de çoğu eği m ve öğrenme ortamında rehber olarak kullanılmaktadır. Hepimiz, yaşadığımız müddetçe zaman zaman yeni şeyler öğreniriz. Hele ki bilginin özellikle internet ve medyanın diğer organlarından şiddetli yağmur gibi yağdığı günümüzde her an farklı ve yeni şeyler öğreniyoruz. Günümüzde bilgiye ulaşmak şuan basmakta olduğum tuşlara dokunmak kadar kolay, ha a tuşlara basmadan bir akıllı telefon ya da table n ekranında parmağımla basit bir kaydırma hareke yapmam bile yeterli… Bilgi bu kadar yakınımızda olsa da kitabımızda sizlerle paylaştığımız kuramların her birinin öğrenme sürecine ilişkin açıklamaları hala güncelliğini koruyor ve korumaya da devam edecek gibi görünüyor.