Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, bu imparatorluktan doğan ulus-devletlerin ortaya çıkışı ve Müslüman münevverlerin seküler ulusal aydınlara dönüşümü, en iyi bu dönüşümü yaşayan bireylerin hayat hikâyeleri üzerinden anlaşılabilir. Ancak bu hayat hikâyelerinin detayları ortaya çıkarılmadan, imparatorluklar çağından milliyetçilikler çağına geçişi derinlemesine kavramak mümkün değildir. Bu bağlamda, Avlonyalı Süreyya Bey’in hayatı, imparatorluktan ulus-devlete geçişin sancılarını ve dramını yansıtan tipik bir siyaset ve fikir adamı portresi sunar. Süreyya Bey, hem Müslüman, hem Osmanlı, hem de Arnavut kimliklerini taşır; ancak çalkantılı hayatı boyunca, bu üç kimlik grubunun da onu hain olarak gördüğü evreler yaşamıştır. Buna rağmen, Avlonyalı Süreyya Bey’in hayatı şimdiye kadar hakkıyla ele alınmamış, onun hakkında yazılan sınırlı bilgiler de genellikle yanlışlıklar içermiştir. Örneğin:
-Dritan Egro, Süreyya Bey’in hayatı hakkında bir bilgi bulunmadığını ifade etmiştir.
-George Gawrych, bir yerde onun Ferid Paşa’nın kardeşi değil, oğlu olduğunu sanmıştır.
-Karl Süssheim ve Jan Schmidt, Süreyya Bey’i yalnızca İsviçre’de yaşayan bir Arnavut casusu olarak tanımlamışlardır.
-Türkçe çalışmalarda ise, Süreyya Bey bazen “Sicill-i Osmanî yazarı” olarak zikredilmiş ve meşhur biyograf Mehmed Süreyya Bey (1845-1909) ile karıştırılmıştır.Bu tür yanlışlıklar, Süreyya Bey’in yaşamının hâlâ büyük ölçüde karanlıkta kaldığını ve bu tür bireylerin hikâyelerinin ayrıntılı şekilde ortaya çıkarılmasının tarihsel bir gereklilik olduğunu göstermektedir. Onun hayatı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi ile ulus-devletler çağının başlangıcı arasındaki sancılı dönüşümü anlamak için önemli bir örnektir.