Hayatını sadece gazetecilik ve yazarlıkla geçirmiş ve Türkiye’deki edebiyat kamusunu 1920’lerden 1961’deki ölümüne dek meşgul etmiş olan Peyami Safa, yaşarken de ölümünün ardında da hakkında konuşulan, üzerinde çalışmaya devam edilen bir figür. Yaşadığı dönemde edebiyat kamusu üzerinde bir hayli etkili olmuş ve bu etkiyi çeşitli saiklerle her daim devam ettirmiş birinden söz ediyoruz. Bu da onu, cumhuriyetin ilk yıllarından altmışlara kadar gündemde kalmak; bu edebî kamudaki güç ilişkilerinde belirleyici olmak için izlenebilecek stratejileri ve kritik ilişkileri incelemek açısından da önemli bir aktör yapıyor. Tabii, edebî eserleri de bu ilişkilerin içinde irdelenmesi gereken önemli bir mevzu. Fakat akademi içinde ve dışında eleştirel ortamın onu ikiye bölen yaklaşımı, uzun yıllar boyunca bu inceleme, irdeleme ve çalışmalarda Peyami Safa’yı bütünlüklü şekilde görmeye engel oluşturuyordu. Peyami Safa’nın en meşhur takma adı Server Bedi ile ve diğer takma adlarla yazdığı eserlerinin görmezden gelinmesi, bunlardan ayrı bir Peyami Safa portresi çizilmesi, mevcut yazıları ve hikâyeleri dışındaki eserlerinin toplanmaması, edebiyat ve sanat hakkındaki görüşlerine dair yazılanlarda bunların dışarıda bırakılması, onun üzerine yapılan ve yazılanlar konusunda bizi tekrar tekrar düşünmeye sevk ediyor. Yaklaşık üç yıl önce yazarın yayınevi Ötüken Neşriyat tarafından bu eksiklerin giderilmesine yönelik başlatılan projeyle beraber Peyami Safa külliyatının daha şimdiden ikiye katlanmış olması, yazar hakkındaki çalışma ufkumuzu genişleten; ona dair yeni sorular ortaya atmamızı da sağlayan; edebiyat tarihimiz ve yaklaşık kırk yıllık bir edebiyat kamusunun oluşumu, işleyişi üzerine de yepyeni sorularla düşünmemizi sağlayan çok önemli bir girişim. Bugün pek çok yeni Peyami Safa eseri gün yüzüne çıkarılıp okura ve güncel edebiyat kamusuna sunuluyor. Bunlar, bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığımız edebiyat tarihine yönelik pek çok meseleyi yeniden düşünmek için taze yollar açacaktır diye umuyoruz. 21 Aralık 2019’da Peyami Safa’nın 120. doğum yıldönümü vesilesiyle yaptığımız Peyami Safa Sempozyumu metinlerini, yazarın 60. ölüm yıldönümünde yayımlamanın, yukarıda bahsedilen yeni sorular etrafında yeni çalışmaların önünü açmak için de iyi bir başlangıç olacağını düşündük. Kitapta, Erol Köroğlu, Fatih-Harbiye ile ilgili makalesinde, tespit ettiği zaman kaçıklarının dönemin alaturka musiki tartışmalarıyla arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırarak romanı Doğu-Batı karşılaştırmasının ötesinde bir okumaya davet ediyor. Seda Yücekurt Ünlü, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanının tefrikasını ve ilk baskısını karşılaştırarak değişen sonundan, sonla bağlantılı kapanışlardan yola çıkıyor ve yepyeni bir okuma yapıyor. Süreyya Elif Aksoy, Yalnızız romanını trajedi ve mit ilişkilerinden yola çıkarak metnin anahtarlarını, hatta şifrelerini tek tek kırıyor. Seval Şahin, Peyami Safa’nın Arsen Lüpen İstanbul’da romanında karşı karşıya gelen Arsen Lüpen ve Cingöz Recai arasındaki taklit-orijinal ilişkisini inceliyor. Tülin Ural, Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanının Nerimanı ile Server Bedi takma adıyla yazdığı Cumbadan Rumbaya romanının Cemilesi arasındaki farkı, Safa ve Bedi olmak farkıyla bir arada okuyor. Serdar Soydan, Peyami Safa’nın Server Bedi adıyla tefrika ettiği ve kitaplaşmamış romanlarındaki kadın kahramanlar ve hastalıkla kurulan ilişkinin yazarın kurgu dünyasındaki rolü üzerinde duruyor. Abdullah Ezik, Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla yazdığı Zıpçıktılar romanında kötülük ve kötü karakterlerin kurgudaki rolünü inceliyor. Nilgün Firidinoğlu, Peyami Safa’nın oyuncu olma isteği, tiyatroya yaklaşımı ve yazdığı tek tiyatro eseri Gün Doğarken üzerinde duruyor. Hasan Turgut, Peyami Safa’nın eserlerine, Jameson’ın üçüncü dünya ülkeleri edebiyatı için yaptığı “alegorik” edebiyat tespitinden yola çıkarak yaklaşıyor. Bilâl Acar Özmen, Peyami Safa’nın hâlâ gün yüzüne çıkmamış yazılarından bazılarının yayımlandığı Yeni Gün gazetesinden ve buradaki yazılarından bahsediyor. Barış Özkul, Peyami Safa’nın gazeteciliğinden, gazete yazılarındaki anti-komünizminden ve kadın roman kahramanlarının bununla bağlantısından bahsediyor. Bu kitabın yazarlarına, Peyami Safa’ya yeniden bakmak ve onun hakkında yeni sorular sormak için bir araya geldikleri ve yazdıkları için çok teşekkür ederiz. Umarız bu, Türkiye’nin bu kanonik yazarı ve metinleri hakkında daha çok düşünmek ve onları daha farklı gözlerle görmek, sadece Peyami Safa’ya değil, onun Server Bedi yönüne de daha büyük bir ilgiyle bakmak için bir vesile olur. İyi okumalar.