Felsefe bölümünde yüksek lisans tezimde çalışma alanı olarak seçtiğim rastlantı konusuna nasıl bulaştığımı tam hatırlamıyorum. Ancak dünyaya bakış tarzıma dayanak noktası bulmak için girdiğim felsefe, bu bakışı tamamen değiştireceğini tahmin edemezdim. Amacım, kendi doğrularımı insanlara anlatabilmek için doğrudan varlığın doğal gerçekliğinden faydalanmaktı; ancak bu gerçeklik bana, kendi doğrularını dayattı.
Bu kitap, size büyük hakikatler vadetmiyor. Aksine, büyük hakikatleri vadeden herkesin yanıldığını göstermeye çalışıyor. Beş yıl boyunca konu üzerine yaptığım çalışmalarda, ileri sürdüğüm tezi özetleyecek bir cümle aradım. Çalışmam bir hayli eklektikti ve bu yüzden tek bir cümleye indirgenemiyordu. Ancak çalışmayı kitap olarak yayınlama hazırlığında iken, cümlemi bir kamyonun arkasındaki şu mani verdi:
"Gözlerimin baktığı kadarsın, kafamı çevirsem yine yalınsın."
Belli ki bu kamyoncu sözü bir sevgiliye söylenmiş ama kimin umurunda, yaratıcı bakışı en veciz haliyle ifade ediyordu. Evren, bizim ona baktığımız kadardır; nasıl bakarsak varlığa, öyle varırız. Bakmadığımız anda ise varlık sahnesinde karanlık bir hiçtir.
Bu kitap, temel olarak evrenin sergilediği tüm kurallılığa rağmen, mantığımı zorlayan doğrultuya tâbi olmadan kendi başına rastlantısal ve özgür olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Dolayısıyla fiziksel gerçeklik, sahip olduğu bu yapıyla pozitif ve mutlak değildir. Ya bize gösterilen bir şeydir ya da bizim gördüğümüzü zannettiğimiz bir şey. Hiçbir mutlak zorunluluk içermez.
Peki, tüm bu kurallar, düzenler, fizik dediğimiz çerçeve, onun üzerinde hayat bulan canlılık veya canlılığa eklenmiş bu akıl nasıl ortaya çıkıyor? İşte bu sorunun cevabını, yani rastlantının nasıl bir düzen inşa ettiğini aradım. Birçok yerde rastlantıdan düzene gittim ki bu bilimdir; birçok yerde de düzenden geri giderek rastlantıya varmaya çalıştım ki bu da felsefedir.
Bu kitabı okuduğunuzda, siz de benim gibi rastlantı kavramının felsefe ve bilim arasında nasıl bir orta terim olduğunu ve bunun, yeni bir felsefe inşa etmemiz için ne kadar kullanışlı olduğunu fark edeceksiniz. Bilim ve felsefe arasında rastlantıya uğramadan yolculuk yapmamız neredeyse mümkün değil. Bu yolculuğun benim açımdan en büyük kazancı, büyük filozof Ortega Y. Gasset’in perspektivizm görüşünün bu rastlantısal evreni açıklamak için oldukça mükemmel bir model sunduğunu fark etmem oldu. Hatta kitabın sonlarına doğru, Schrödinger’in ünlü kedi paradoksunun çözümü için, bir dönem İspanya’ya gidip tanıştığı Ortega’nın görüşlerini kullanacağım. Bu bölüm, bizim evren hakkında bu kitaptaki tüm bilgilerden yola çıkarak söyleyebileceğimiz son şeyi sunmaktadır.