Bu kitabın hikâyesi, sanatın benliğime huzur ışıklarını saçmasıyla başladı. Lise yıllarımda yazdığım deneme ve şiirler, hüsn-i hat sanatı ile iştigal etmem, çocukluktan bu yana bitmek bilmeyen müzik merakım, üniversite yıllarında ebru sanatıyla tanışmam derken ruhum, sanatın uçsuz bucaksız deryasında yol almaya başladı. İçimde olan edebî yazıların inkişafına aracılık eden, bana yazmayı ve kalemi sevdiren değerli edebiyat öğretmenim Nigar Küçüker’e en derin şükranlarımı sunuyorum. 2011 yılında IUS Psikoloji Ana Bilim Dalından mezun olup Türkiye’ye döndüğümde “Müziğin ruhumda bıraktığı sessiz kelimeleri dile getirmek için bir yol olmalı.” diye aramaya başladım. Lisans yıllarında amatör olarak ney üflemeye başlamıştım ve ilk olarak bu konuda eğitim alıp icramı geliştirmeye karar verdim. Türkiye’ye döner dönmez 2011 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi Türk Müziği Konservatuvarında (BBBTMK) “Türk Sanat Müziği” alanında eğitim almaya başladım. Diğer yandan neyzen İbrahim Benlioğlu hocamdan ney dersleri meşk ediyor ve çeşitli korolarda neyzen olarak konserlere katılıyordum. Müziğin sessiz kelimeleri şimdi şarkılar, konserler, saz semaileri, peşrevler olmuştu lakin yine cevabı tam olarak bulamamıştım. “Müzik âşığın aşkını, fasığın fıskını artırır.” sözünü ix Sayın Hocam Nusret Parmaksız’dan duymuştum. Ben, âşığın aşkını artırmasından yana olup, müziğin terapide kullanılması gerektiğini düşünerek aramaya devam ediyordum. Israrla aramaya devam ettiğim günlerden birinde internette dolaşırken 1976 yılında kurulan “Türk Müziğini Araştırma ve Tanıtma Vakfı (TÜMATA)” önüme çıkıverdi. Bu vakfın kurucusu Yrd. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç ile 2013 yılında Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümünde yollarımız kesişti. Sayın Hocam Yrd. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç, müzik terapi ile tanışmama vesile olarak müziğin tedavi değeri hakkında fikir sahibi olmama sebep oldu ve beraber çeşitli projeler yaptık. Türk müzik ve hareket terapisi konusunda derin bilgilerini cömertçe benimle paylaştığı için hocama sonsuz teşekkürleri sunuyorum. Dr. Oruç Güvenç ile başlayan müzik terapi yolculuğum, İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarında Müzikoloji yüksek lisansı ile taçlanarak akademik sahaya da taşınmış oldu. Dr. Nail Yavuzoğlu’ndan armoni ve müzik teorisi dersleri, Prof. Dr. Cihat Aşkın’dan sahne psikolojisi, Güzin Değişmez’den korrepetisyon dersleri ve Ayşe Serap Çağlayan’dan kanun dersleri aldım. Müziğin yanı sıra diğer sanat dallarının da tedavi edici bir yöne sahip olduğunu düşündüğüm için araştırmalara devam ettim ve klinik psikoloji uzmanlık tezimi sanat terapisi hakkında yazmaya karar verdim. İşte bu kitabın serüveni böyle başladı. Görsel sanatlarla terapi, müzik terapi, dans hareket terapisi, fotoğrafla terapi, bibliyoterapi gibi pek çok sanat dalı aracılığıyla sanat terapi seansları kurgulanabileceğini kaynaklarda araştırmaya başladım. “Anlatılmaz yaşanır.” mottosu diline pelesenk olmuş bir kültürün evlatları olarak bizlerin, sözsüz iletişim aracı olan sanat aracılığıyla organize edilmiş bir terapi programından faydalanabileceğini düşündüm. Bu faydayı değerlendirmek adına önce kendim pek çok deneyim atölyesine katıldım. Kendi süreçlerimi deneyimlerken ruhumda ifade bux lan sessiz kelimelerin sanat aracılığıyla nasıl dışarı çıktığını, bunlar hakkında nasıl farkındalık kazanılabileceğini bizzat deneyimledim. Ardından bu terapi yaklaşımına olan güvenim daha da arttı. İlkin yüksek lisans tez çalışmam kapsamında belirlediğim 30 kişi ile görsel sanatların bir dalı olan resimle sanat terapi seansları gerçekleştirdik. Bu seansların ardından özellikle kız öğrencilerden gelen muazzam paylaşımlar ve farkındalık ifadeleri beni başka terapi grupları oluşturmaya itti. Ardından Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Üsküdar Üniversitesinin ortak yürüttüğü “Ergoterapi ile Hayatın Ritimlerini Keşfet” isimli projede müzik terapi bölümünün koordinatörlüğünü üstlendim. Bu projede lise öğrencileriyle beraber üç ayrı grupta “aktif müzik terapi” seansları gerçekleştirdik. Başta duygu ifadeleri “iyi/kötü”den öteye gitmeyen öğrenciler, 4 seansın sonunda “Mutlu hissediyorum.”, “Kaygılıyım.” tarzında duygu ifadelerini kullanmaya başladılar. Sonrasında yine Üsküdar Üniversitesi ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ortak yürütülen “Kanıta Dayalı Mentörlük Eğitimi” projesi kapsamında resim, dans ve müzik sanatlarını kullanarak gerçekleştirdiğimiz sanat terapi seanslarında katılımcılar kendilerini ifade etme konusunda gelişim gösterdiklerini hissettiklerini, bu seansların onlara ruhsal yüklerinden arınmış gibi hissetme imkânı sunduğunu belirttiler. Projeler ve bilimsel araştırmalar bir yana sanat terapinin ruhun derinliklerinde gizli kalmış, dokunulmamış, sesi kısılmış ifadelerin bir sözcüsü görevini üstlendiğini düşünüyorum. Üsküdar Üniversitesi rektörü değerli psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a kitabıma yazdığı takdim yazısı için hassaten teşekkür ederim. Bu kitabın birinci basamağı olan yüksek lisans tez çalışmamda danışmanım olduğu için, bu çalışma süresince bana rehberlik ettiği, beni sabırla dinleyerek anladığı ve bu çalışmayı tamamlamam noktasında cesaretlendirdiği için sevgili tez danışmanım Yrd. Doç. Dr. Nadire Gülçin Yıldız’a en içten minnettarlığımı ve şükranlarımı sunarım. xi Kitabın ilk bölümünde sanat terapiyi, sanat terapinin prensiplerini, sanat terapinin kimler tarafından uygulandığını, sanat terapinin uygulanabileceği hastalık gruplarını, sanat terapiyi oluşturan temel unsurları, sembolleri, yaratıcılık ve sanat arasındaki ilişkiyi anlattım. İkinci bölümde sanat terapi çeşitlerini anlattım. Üçüncü bölümde sanat terapinin gelişim serüvenini, Türkiye’de sanat terapinin doğuşunu anlattım. Dördüncü bölümde ise yüksek lisans tez çalışmamda uyguladığım sanat terapi seansları hakkında bilgi vererek her bir oturumu nasıl işlediğimi anlattım. Son bölümde sanat terapisini diğer terapi ekolleriyle karşılaştırdım. Kitapta bulunan her bilgi, bir bilimsel kaynağa dayanmaktadır. Bilhassa dünyada sanat terapi ekolünü kuran ve bu alanda çalışmalarını yürüten kişilerin kaynaklarından yararlanmaya özen gösterdim. Kitabın sonunda kullandığım kaynakları ve bilimsel çalışmaları bildirdim. Bu kitabı, çoğu İngilizce dilinde yazılmış kaynaklardan oluşan sanat terapi literatürüne ulaşmak isteyen ve yabancı dil sıkıntısı yaşayan meslektaşlarımıza yardımcı bir kaynak oluşturması açısından bir giriş kitabı niteliğinde yazdım. Hedeflerimden birisi de sahada çalışan ruh sağlığı uzmanlarının sanat terapi tekniklerinden yararlanabilmesini sağlamak olduğu için dördüncü bölümde kendi yaptığım çalışmalardan birisi olan yüksek lisans tez çalışmamda uyguladığım seansları anlattım. Ayrıca sanat terapi çeşitlerini anlatırken mutlaka her birisinden bir örnek verdim. Sanat terapi, tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olup, koruyucu ruh sağlığı alanında en çok ihtiyaç duyulan terapi tekniklerinden birisidir. Özellikle bipolar bozukluk, şizofreni gibi kronik hastalığı olan bireyler, hastanelerde psikiyatri servislerinde belli bir süre yattıktan sonra tekrar evlerine döndüklerinde hapis gibi bir hayat yaşamaya mahkûm olmaktadır. Koruyucu ruh sağlığı merkezlerinde sanat terapi gibi tedavi programlarıxii nın olması, bu hastaların sosyalleşmesi için bir imkân sağlayabileceği gibi hastalıkla mücadele ederken yalnız bırakılmadıklarına yönelik bir kaynak da sunabilecektir. Ayrıca hayatım boyunca bana destek olan ve “sevme sanatı”nı ruhuma ince ince işleyen sevgili babam ve anneme en derin ve sonsuz minnet duygularımı sunmayı bir borç bilirim. Bana karşılıksız sevgi gösteren, yaratıcı fikirleri ile bana ilham veren, estetik perspektifi bana öğreten kardeşlerime de kalbî şükranlarımı sunarım. Son teşekkürümü ise sorumluluklarımızı paylaşırken sergilediği fedakârlıktan, bana karşı göstermiş olduğu naif davranışlarından ve anlayışından ötürü değerli eşim Erdem’e ve hayatımıza renk katan kıymetli evlatlarımıza sunmak isterim. Ön yargı şapkalarından sıyrılıp hayatı “insan olma” sanatıyla yaşayabilen bireyler olabilmemiz dileğiyle….