Şehir demek, en temelde insan demektir. Bir şehrin kurucu figürü olarak başrol insana aittir. Bu aidiyet o kadar ileridir ki şehirle insan adeta bütünleşerek şehri bir insan hüviyetine sokar. Bu bakımdan şehir tıpkı bir insana benzer. Şehrin de insan gibi bir bedeni ve ruhu vardır. Şehri, şehir kılan şeyler sayılırken mimari yapılar, bölünmüş yollar, teknolojik imkanlar, sosyal faaliyet alanları, iş olanakları vs. insanın yaşamsal seviyesini yükselten bazı önemli avantajlar dile getirilse de bunlar şehrin en fazla bedeni olabilir. Hâlbuki bir de şehrin ruhu vardır. Şehrin ruhu esas itibarıyla şehirdeki toplumun sahip olduğu inanç, ahlak, kültür, gelenek, görenek gibi toplumsal tezahürlerin bütünüyle oluşan genel çerçevedir. Dolayısıyla bu bütün olmadan şehir taşla, duvarla, yolla olsa olsa sadece ruhsuz bir ceset olabilir. Şehre ruh veren, şehri canlı kılan, şehrin bedenini ceset olmaktan kurtaran unsurların başında şüphesiz ahlak gelir. Ahlaki dejenerasyonun yaşandığı şehirler, ahlak planında eriyen, çürüyen toplumlar yıkılmaya mahkumdur. Ahlakilikten yoksun bir şehrin ayakta kalması mümkün değildir. Şehir, şehir halkının, şehirdeki bireylerin birbirlerinin haklarına, özgürlük alanlarına saygı duydukları ölçüde hayatiyetini devam ettirebilir. Ahlak derken de burada ahlakı tek bir alana indirgemediğimizi, dinî ahlak, iş ahlakı, bilim ahlakı gibi bireysel ve toplumsal yönleriyle ahlakın diğer alanlarıyla bir bütün olduğunu ve şehri köyden farklı kılanın da esas itibarıyla bu nokta olduğunu belirtmek isteriz. Ahlak söz konusu olduğunda ilk akla gelen şüphesiz erdemlerdir. Ahlaklı insandan anlaşılan şey insanın sahip olduğu erdemlilik halidir. Sahip olduğu erdemlerle insan, insan olur ve erdemli insanların oluşturduğu şehir de şehir olur. Ünlü İslam filozofu Farâbî kurduğu ütopik şehir anlatısının temeline erdemi yerleştirir. Ona göre ideal şehir ancak erdem temelinde yükseldiğinde şehir hüviyeti kazanabilir. Farabi “Erdemli Şehir” (Medine-i Fâzıla) derken esasında bir şehir içinde yaşamasına rağmen idealize ettiği şehrin erdemle ileri ufuklara taşınabileceğine inanarak toplumları erdeme, erdemle yaşamaya davet eder. “Şehir ve Erdem” başlığı altında biz de Fârâbî’nin davet ettiği ufka yönelerek böyle bir çalışmanın yapılmasına karar verdik. Eserimizin basılmasında yardımlarını ve desteklerini esirgemeyen Cengizhan Lojistik sahibi Veli Cengiz Bey’e, Fecr Yayınları editörü Hüseyin Nazlıaydın Bey’e, çalışanlarına ve bu eserin oluşmasında emeği geçen bölüm yazarlarımıza şükranlarımızı sunarız. Gayret bizden, Tevfik Allah’tandır.