Bu kitabın hikâyesi 2018 yılında Aksaray Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Din Sosyolojisi Sempozyumu’na dayanıyor. 105 akademisyenin bir araya geldiği bu buluşmada, toplam 34 oturum yapıldı. Bu 34 oturumdan 2’siise bu kitabın da hazırlanmasına vesile olan “sekülerleşme” kavramına ve teorisine aitti. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden akademisyenler farklı bakış açıları ve iddialar ile bir araya gelip sunumlarını gerçekleştirdiler. Sunumların gördüğü ilgi, yazarların farklı bakış açıları ve yer yer birbirilerine yönelttikleri eleştiriler, tartışmanın daha geniş bir zeminde yapılmasını zorunlu kıldı. Elinizde tuttuğunuz bu kitap da bu tartışmaları kalıcı hale getirmek ve geniş kitleler ile paylaşmak için hazırlandı. Sosyal bilimler alanı, doğa bilimlerinden ayrı olarak, üzerinde hemen herkesin mutabık olduğu çok az kavrama ya da“gerçek”lere sahiptir. “Sekülerleşme” kavramı ise üzerinde herkesin mutabık olduğu o kavramlardan biri değildir. Öncelikle, kavramın ne olduğu ve ne olmadığı ile ilgili akademisyenlerin farklı iddiaları bulunmaktadır. Bununla birlikte sekülerleşme teorisinin neyi iddia edip etmediği de henüz akademisyenlerin hemfikir olduğu bir alan değildir. Tanım noktasında ortaya çıkan bu farklılıklar doğal olarak sekülerleşmenin nasıl ölçüleceği konusunda da farklılaşmaların yaşanmasına sebep olmaktadır.“Sekülerleşme”, Batı literatüründe 1960’lardan itibaren din sosyoloji alanının en tartışmalı konularından biri durumundadır. Türkiye’de ise, yakın geçmişe kadar laiklik, İslamlaşma ve deizm tartışmalarının gölgesi altında kaldığı ve kendisine yeni yeni alan açtığı iddia edilebilir. Ancak ne yazık ki bu alan açma süreci sıkıntılardan muaf değildir. Bazı zamanlar kavramın kendisi, bilimsellikten uzak ve önyargılı bir şekilde ideolojik anlamlar yüklenerek kullanılmaktadır. Sekülerleşmeile ilgili olarak “dinsizleşme”, “ateistleşme”, “laikleşme”, “sekülerizm” ya da “laisizm” anlamına gelecek kullanım şekilleri yanlış olmakla birlikte hem akademide hem de yayın organlarında yer almaktadır/almaya devam etmektedir. Yanlış kullanımdaki sıkıntılarla beraber, Türkçe literatürde başlığında “sekülerleşme” kavramının yer aldığı kitap ve makale sayısı da sınırlıdır. Tüm bu dinamikler bir araya geldiğinde, elinizde tuttuğunuz bu kitap konuya ilgi duyanlar için önemli bir kaynak olma potansiyeli taşımaktadır. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden 11 akademisyenin “sekülerleşme” konusu ile ilgili olarak çalışmalarını bir araya getirdikleri bu eser, farklı bakış açılarının ve yaklaşımların okuyucuya toplu halde sunulmasına olanak sağlamıştır. Son yıllarda sekülerleşme kavramına artan ilginin somut bir çıktısı olarak yayımlanan bu kitapta 11 yazarın 10 makalesi yer almaktadır. Kitabımız teorik yazılar ile başlayıp içinde alan çalışmalarının ya da ampirik verilerin olduğu yazılar ile devam etmektedir. Yazarlarımızdan Besim F. Dellaloğlu “‘Laik’ ve ‘Seküler’inPolitik Teolojisi” isimli yazısında, özellikle Türkiye’de “laik”ve “seküler”in yanlış kullanımlarına dikkat çekmektedir. Bir siyasi kavram olan ve devleti tanımlayan “laik” ile toplumu ve bireyi tanımlayan “seküler” kavramlarının birbirinin yerine kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Dellaloğlu, devletin laik olup olmamasının, yurttaşların din ile kurdukları ilişkiyle paralellik taşıma zorunluluğu olmadığını iddia ediyor. İkinci makalemiz ise Ömer Faruk Darende’nin sekülerleşme tartışmalarındaki metaforları bir araya getirerek yazdığı “Sekülerleşme Teorisine Metaforik Yaklaşımlar” adlı çalışmadır. Darende bu çalışmasında, sekülerleşme tartışmalarının daha anlaşılır olabilmesi için sekülerleşme kavramına yönelik metaforik yaklaşımları okuyucuya sunuyor. Sekülerleşmesosyolojisinin içerisinde yer alan zengin metaforlar, “Klasiksekülerleşme paradigması”, “Desekülerleşme paradigması” ve“Eklektik paradigma” başlıkları altında toplanarak örneklerle açıklanıyor. Yazarlarımızdan İlkay Şahin ise “Sosyolojik Bir Bilginin Soy Kütüğü: Sekülerleşme Teorileri” adlı çalışmasında Türkiye’de sekülerleşme teorilerinin nasıl işlendiğini konu edinmektedir. Şahin, Türkiye’de bilimsel bilginin üretimi ile sosyal gerçeklik arasındaki ilişkinin kurulamayışına eleştiri getirmektedir. Özellikle Türkiye söz konusu olduğunda,bağlamı göz önünde bulundurmadan, Batılı söylemi aynenu yarlayanlara eleştiri getiren Şahin, sekülerleşme teorilerini evrenselleştirenlerin aktarmacı bilim anlayışına sahip olduklarını vurgulamaktadır. Ekber Şah Ahmedi ve Kemal Ataman tarafından kaleme alınan dördüncü makalemizin ismi ise “Varoluşsal Güvenlikve Sekülerleşme: Eleştirel Bir Çözümleme”dir. Bu çalışmalarında yazarlarımız Varoluşsal Güvenlik Teorisi’nin (VGT)iddialarına karşı, teorinin sahibi olan Pippa Noris ve RonaldInglehart’ın eserlerini sistematik ve detaylı şekilde inceleyerek eleştirel bir okuma yapmaktadırlar. Yazarlarımıza göre,VGT’nin iddiaları klasik sekülerleşme teorisiden farklı olmadığı gibi, küresel anlamda dindarlığı ya da sekülerleşmeyi açıklayacak perspektiften de uzaktadır. Halil Aydın alp tarafından kaleme alınmış olan “Yerel Bir Dünyevileşme Kavramı: Özerk Dünyevileşmeler” ise günümüz bireylerinin deneyimi için yerel bir tanımlama olarak“özerk dünyevileşmeler” kavramsallaştırmasını ortaya atmaktadır. Aydınalp’in bu çalışmada kullandığı dinî bireycilikleirti batı olan özerk dünyevileşme(ler) kavramı, başına buyruk bir özgürleşmeyi ya da ayrışmayı ya da dinî değerlerden sertbir kopuşu ifade etmek için değil, daha yumuşak bir süreci,“biz”in içindeki “beni” vurgulamak için kullanılmaktadır. “Post-Seküler Toplumda Anlam Arayışını ve TasavvufuYol Metaforu Üzerinden Okumak” adlı çalışmalarında Mehmet Ali Kirman ve Hasan Sarı Türkiye’nin sekülerleştiğiiddialarının aksine, Türkiye’de sekülerden kutsala doğru birdönüşüm yaşandığını, ancak kutsala doğru olan bu dönüşümün “din”e doğru değil, dinden ziyade “dinîmsi” yapılara veya “mistik” ve “senkretik” unsurlara doğru olduğunu iddiaetmektedirler. Edebi eserlerin toplumun yansıması olduğusayıltısından hareket eden yazarlar, iddialarını somutlaştırmak için Elif Şafak ve Didem Madak gibi edebiyatçıların kendilerini ve eserlerindeki kahramanları incelemektedirler. Behram Hasanov “‘Hafıza Zinciri’ni Baypas Etmek: Türkiye’de Yeni İnanma ve Dindarlık Biçimleri” adlı çalışmasında Türkiye’deki dindarlık biçimlerinde önemli bir değişim yaşandığını ancak bu değişimin sekülerleşme olarak okunmaması gerektiğini savunmaktadır. Hasanov’a göre artık muhatap alınan şey eski kuşakların din anlayışı değil, “aracısız”şekilde ulaşılan dinin en temel kaynaklarıdır. Bu sebeple dinden uzaklaşma değil dindarlık biçimlerinde dönüşüm yaşanmaktadır iddiasını dile getirmektedir. Volkan Ertit, “Direnen Teori: Sekülerleşme” adlı çalışmasında, (klasik) sekülerleşme teorisinin çöktüğünü ve kutsala dönüş olduğunu iddia eden Türkiye’deki akademisyenlerin eserlerinde iki temel eksik olduğunu öne sürmektedir. Birincisi, bu çalışmaların ampirik veriye dayanmıyor olması, ikincisi ise sekülerleşme tartışmalarındaki temel akademik yöntemlerin ısrarlı şekilde kullanılmamasıdır. Ertit, sekülerleşme tartışmalarındaki bu yönteme dair sorunları, Türkiyeli akademisyenlerin sıklıkla referans olarak gösterdiği Peter Bergerüzerinden okuyucuya sunmaktadır. Ertit’in ikinci çalışması ise, İslam başta olmak üzere doğaüstü öğretilerin Türkiye’de toplumsal gücünü kaybettiğini iddia eden “Türkiye'nin Sekülerleşme Pratiği” adlı makaledir. İstatistiki veriler ve nitel çalışmalar ışığında Türkiye’nin son30-40 yılda kutsaldan uzaklaştığını öne süren Ertit’e göre sekülerleşme teorisi sadece Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkelerin değil, aynı zamanda çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’ninde yaşadığı dönüşümü anlamada önemli bir enstrümandır. Son makalemizde ise, Osman Zahid Çifçi “Şiddetli Sekülerliğin Öngörülemeyen Sonuçları” başlıklı yazısında Türkiye’nin sekülerleştiğini iddia eden ve sekülerleşme teorisinin evrenselleştirilebileceğini öne süren sosyologların Türkiye’de sekülerleşmeye karşı oluşan tepkiyi göz ardı etme tehlikes itaşıdıklarını öne sürmektedir. Bu doğrultuda, alanda çalışma yapan din sosyologlarına sekülerleşme tartışmaları özelinde bazı öneriler getirmektedir. Ümit ediyoruz ki bu makaleler, Türkiye’de henüz emekleme aşamasında olan sekülerleşme tartışmalarına, hem teorik olarak hem de ampirik veriler ile katkı sunacaktır. Kitabın yayım aşaması sürecinde, Kadim Yayınları adına kitabın tasarımı (dizgisi) ile titizlikle uğraşan Yeter YEŞİLYURT’a ve kitabın kapak tasarımını yapan Bekir Kenan COŞGUN’a teşekkür ediyoruz. Son söz olarak, hem Muhafazakâr Düşünce Dergisi olarak bu kitabın temellerinin atıldığı Uluslararası Din Sosyolojisi Sempozyumu’nu himaye etmesi hem de Sempozyum’un ardından böyle bir kitap çalışmasını sahiplenici ve teşvik edici tavırları nedeniyle Kadim Yayınları’nın sahibi Serhat Buhari BAYTEKİN’e, ve ayrıca Sempozyum’a ev sahipliği yapan Aksaray Üniversitesi Rektörü Yusuf ŞAHİN’e gerek kitabın editörleri olarak gerekse de Türkiye’de sekülerleşme çalışmalarının ve tartışmalarının daha sağlıklı zeminde yürümesiniarzulayan kişiler olarak alana sundukları katkılar ve destekiçin şükran borçlu olduğumuzu ifade etmek isteriz.