İnsan, düşünen bir canlı olarak hayatını eğitimli olmadan sürdüremez. Yaşayan canlılar dikkate alındığında hayatta kalması için güdüleriyle yolunu bulamayan tek varlık olarak insan, kendini geliştirmek ve şartlarını oluşturmak zorundadır. İnsan, zayıf bir şekilde dünyaya gelerek meydan okuyuşunu eğitim sayesinde yapar. İnsandaki bu isyan etme, aslında onun hayatta kalma mücadelesidir. Temel insani eylemlerde dahi insan, başkalarına ihtiyaç duyar ancak bu ihtiyacı, zamanla kendini var ederek minimize eder. Bu açıdan düşünüldüğünde insan, eğitime tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyan tek varlıktır. İnsanın temel biyolojik, psikolojik ve toplumsal açıdan özellikleri dikkate alındığında eğitimin, insanın varlığıyla birlikte gündeme geldiğini varsaymak gerekir. Eğitim yoluyla insan, öncelikle hayatta kalmayı daha sonra hayatı yaşamayı öğrenmiştir. Eğitim, insanın tarihi kadar eskidir. Hayatı anlama ve yorumlamayla beraber çıkarımlarda bulunmak, eğitimin genel amaçlarından olmuştur. Kendini doğada yalnız bulan insan, hayatını idame ettirebilmek için bilgiye ve beceriye ihtiyacı olduğunu fark ettiğinde eğitim, doğal olarak insanın gündemine girmiştir. İlk çağlardan itibaren eğitim, aileden başlamış, küçük çevre ile devam ederek okullar aracılığıyla sistemleşmiştir. Yunan felsefesinden hareketle dönemin tanınmış filozofları, kendi okullarını açarak eğitimi belli bir düzen içerisinde yürütmüşlerdir. Eğitim, zaman içerisinde siyasal iktidarlar, ideolojiler, baskın görüş ve eğilimler tarafından şekillendirilerek, çatışma sahasına dönüşmüş, zaman zaman da ortak değerler oluşturmanın adresi olmuştur. Eğitim, bir sürekliliğe işaret eder. Eski çağlardan beri tecrübe biriktiren insanlık, ortak tecrübeyi, bugün modern sonrası toplumda bile kullanmaktadır.