Geçmişten günümüze kadar devam eden göç olgusu, yaşanılan dönemin koşullarına göre ya ülke sınırları içinde ya da ülke sınırları dışında gerçekleşen insan hareketliliğidir. Genellikle ekonomik nedenlerin ön planda olduğu göç kararında; savaş, siyasi baskılar ve otoriter rejimler etkilidir. Daha iyi bir yaşam, iş, daha iyi bir gelir, eğitim ve gelecek için yaşadıkları şehri ya da ülkeyi terk eden/terk etmek zorunda kalan bu insanlar çoğu zaman gittikleri yerde hayal kırıklığı yaşar, umduklarını bulamazlar. Çünkü göçmen gittiği her yerde -bu kendi ülke sınırlarında bile olsa- dışlanan, ötekileştirilen ve ağır işlerde düşük ücrete sigortasız çalıştırılan kesimdir. Bir karar sürecinin sonucu olan göç, günümüzde küreselleşmenin etkisiyle sınır ötesi insan hareketliliği olarak karşımıza çıkar. İtici (çevresel, demografik, ekonomik sebepler ve savaş, ihtilal, sıkıyönetim, otoriter yönetim biçimleri) ve çekici (iş fırsatları, siyasi özgürlükler, yüksek gelir ve yaşam standartları) faktörlerin etkisiyle uluslararası göçte yaşanan artış, beraberinde Avrupa ülkelerinin sınırlarında daha sıkı tedbirler almasına ve sert göç politikaları uygulamasına yol açar. Özellikle “11 Eylül 2001” 1 ve “11 Mart 2004”2 terör saldırılarından sonra ABD ve Avrupa ülkeleri iş, eğitim, tatil, ticaret ve buna benzer amaçlarla ülkelerine giriş yapacak turist, öğrenci, iş insanı ya da göçmen konusunda seçici davranır, sert politikalar uygular. Bu sert politikalar kapalı kapı politikası olarak anılır. Bu uygulanan sert politikalar ve sınırlardaki sıkı güvenlik tedbirleri özellikle düzensiz göçmenlerin yasa dışı yollardan hedef ülkeye giriş yapması, bu uğurda ölmesi ya da kolluk güçleri tarafından yakalanıp sınır dışı edilmesi ile sonuçlanır. Düzensiz göçmenlerin hedef ülkeye yasa dışı yollardan giriş yapmasında onlara yardımcı olan ve bunu bir kazanç, iş olarak gören insan kaçakçıları için zor durumdaki bu insanlar birer metadır. Daha iyi bir yaşam umuduyla göçe karar veren bu insanlar ister yasal ister yasa dışı yoldan olsun, hedef ülkeye vardıklarında bir dizi problemle karşılaşırlar. Bunlar en temelde dışlanma, ötekileştirilme, ırkçılık, yabancı düşmanlığı (xenophobia), aidiyet, kimlik, dil, işsizlik, uyum, eğitim-sağlık-barınma gibi sosyal haklardan mahrumiyet, can ve mal güvenliklerinin olmaması, insanlıktan çıkarılma gibi sorunlardır. Düzenli ve düzensiz göçmenlerin yaşadığı bu problemler bütün sanat dallarının özellikle sinemanın merkezi meselelerinden biridir. Göç temalı filmler sıklıkla göçmenlerin yaşadığı problemleri birer sorunsal olarak ele alıp bu sorunsal etrafında bizlere hikâyeler anlatır. Bu bağlamda, toplumsal ve mekânsal hareketlilikler, bu hareketliliğin nedenleri, ulusötesi sinemada göç politikalarının, göçmen kimliklerinin, diasporik aidiyetlerin ve bunların yarattığı paradoksların filmlerdeki temsilleri çalışmanın temel meselesidir. Genel olarak analiz edilen filmlerde toplumsal ve mekânsal hareketlilikler siyasi istikrarsızlığın, iç savaşın ve sosyoekonomik nedenlerin (işsizlik, geçim sıkıntısı, daha iyi bir yaşam için gösterilen mücadele süreci ve gerilimler) ilk sırada yer aldığı itici faktörlerden kaynaklanır. Bu anlamda, çalışmanın en geniş çerçevede temel amacı; savaş, işsizlik, daha iyi bir yaşam gibi çeşitli nedenlerle isteyerek veya istemeyerek göçü deneyimleyen insanlarla ilgili üretilmiş göç filmlerini temsil düzleminde yaşananları yorumlamaktır. Göçü, göçmeni, yerleşikliğe geçiş sürecinin sorunlarını, geride bıraktığı toplumlarla devam eden aidiyet sorunlarını analiz etmek ve temsillerdeki ırkçı, ayrımcı, ötekileştirici örüntüleri açığa çıkarmaktır. Çalışmanın örneklemi belirlenirken iki kritere dikkat edilmiştir. Bunlardan ilki yapım yılı 2000 vii sonrası olan filmlerdir. İkinci olarak belli bir coğrafi alandaki göçleri özellikle Orta Doğu ve Batılı ülkelerden Avrupa’ya doğru yasal/yasa dışı insan hareketliliğini ve bu insanların ev sahibi ülkede karşılaştığı zorlukları, yaşadığı sorunları ele alan filmlerdir. Bu iki kriteri sağlayan yerli/yabancı olmak üzere 11 film3 örneklem olarak belirlenmiştir. Filmlerde tespit edilen temalar niteliksel içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiş ve çıkarılan 19 araştırma sorusu başlıklar hâline getirilip, göçmen filmlerinde görülen görsel ve anlatısal izlekler kavramsal ve karşılaştırmalı şekilde ortaya koyulmuştur. Bu analiz sonucunda, filmlerde göçmen karakterlerin ticari bir ürün gibi metalaştırıldığı, metalaştırılan göçmen/düzensiz göçmenlere karşı yapılan muamelelerin genellikle insanlık dışı, insanlıktan çıkarma şeklinde olduğu, göç süresince veya sonrasında başlarına gelen olumsuzluklardan (ölüm, yaralanma, darp, para ve eşyalarının çalınması, dolandırılma, cinsel istismar, tecavüz, fuhuş, hakaret vb.) dolayı kimsenin cezalandırılmadığı gözlemlenir. Bir insana yakışmayan şekilde yaşamaya, çalışmaya mahkûm edilen göçmenlere/düzensiz göçmenlere yönelik filmlerde yabancı düşmanlığına, ötekileştirmeye rastlanırken entegrasyon/uyum ise dil üzerinden kurulur. Örneklem olarak seçilen filmlerden Kumun Tadı, Daha ve Misafir’de Türkiye düzensiz göçmenler için transit ülke konumundayken, analiz edilen diğer 8 filmde Türkiye’nin konumuyla ilgili bir bilgi verilmez. Ayrıca analiz edilen filmlerde insan kaçakçıları gibi yasa dışı aktörlerin karşımıza çıkmasının yanı sıra Kumun Tadı, Terkedilmiş ve Daha filmlerinde jandarma, polis gibi kolluk güçlerinin yasa dışı aktörlerle iş birliği yaptığı hatta bizzat işin içinde olduklarına tanık oluruz. Duvara Karşı filminde diasporik aidiyet kavramına rastlanırken; Lorna’nın Sessizliği ve Daha filmlerinde aidiyet kavramının göç sorunsalı ile ele alındığı görülmüştür. Aidiyet kavramı kadar göçmen sinemasında önemli diğer bir kavram ise kimliktir. Göç gibi durumlarda etkileşime açık, yenilenebilir, değişken bir özellik gösteren kimlik, örneklem olarak seçilen Cennet Batı’da, Kumun Tadı, Terkedilmiş ve Misafir filmlerinde ya var olan kimlikten vazgeçme ya da var olan kimliğin yok sayılması şeklinde kendini gösterir. Genel olarak iş-ekmek kavgası, hayatta kalma mücadelesi ve çaresizliğin işlendiği filmlerde göçmenler/düzensiz göçmenler mağdur, kurban ve savunmasız olarak temsil edilirken Saklı’da tehditkâr, güçlü; Duvara Karşı’da ise hibrit/melez olarak temsil edilir. Hem ırkçılığın hem de devlet ırkçılığının gözlemlendiği filmlerin bazılarında göçmen karakterlerin geçmişe, ülkelerine duydukları özlem ve geri dönme isteği karşımıza çıkarken, Saklı filmi dışındaki diğer filmlerin hepsinde yolculuk ve mekânsal hareketlilik söz konusudur. Genellikle yasa dışı olan bu yolcuklarda göçmenler karşılaştığı zorluk ve kötülüklerde ise ilahi güç olan Allah’a sığınır ve O’na dua ederler.