Bu çalışmanın temel amacı Antik Yunan dünyasından başlayarak modern döneme kadar uzanan tarihsel süreç içinde düşüncenin hangi aşamalardan geçerek siyasal bir nitelik kazanmaya başladığını ortaya koymaktır. Bu hedefi gerçekleştirirken,aynı zamanda, siyasal düşüncenin gelişmesine zemin hazırlayan toplumsal ilişkileri sınıf, siyaset ve devlet bağlamında incelemektir. Birinci bölümde; Antik Yunan dünyasına özgü özgül bir siyasi oluşum olarak kabul edilen Polisi meydana getiren yurttaşlar arasında gelişen sınıf mücadelesini ve bu mücadelenin doğurduğu siyasal sonuçları; mitolojik döneme özgü olan düşünce biçiminin zamanla doğa felsefesine, oradan da toplum felsefesine dönüşmesine yol açan toplumsal dinamikler incelenmektedir. Polislerin zamanla bağımsızlığını yitirmesi, Roma İmparatorluğu’nun çökmesi, Doğu’dan gelen Cermen göçlerinin Avrupa’da oluşturduğu istikrasız ortam bir süre sonra yeni bir toplumsal örgütlenmeye neden olacaktır. V. ve XV. yüzyıllar arasında Avrupa’da oluşan bu iktisadi ve toplumsal örgütlenmeyi feodalite olarak tanımlıyoruz. En yetkin şekliyle Batı Avrupa’ya özgü tarihsel dinamikler içinde geliştiği kabul edilen feodal toplumsal yapıyı inceleyip, bu döneme özgü düşünce dünyasını şekillendiren farklı teolojik argümanları karşı görüşlerle birlikte ele alınmaktadır. İlk başta XII. yüzyılda İtalyan kent şehirlerinde, ardından Batı Avrupa’nın çeşitli yerlerinde ticaretin yükselmesiyle birlikte yeni bir üretim tarzının ortaya çıktığını görmekteyiz: Kapitalizm. Kapitalizmin gelişmesine koşut olarak feodal toplumsal yapının çözülmeye başlaması, geleneksel düşünce biçimlerinin sorgulanması, modern toplumsal hayata özgü kurumların oluşmasını hızlandırmıştır. Bu kurumlar içerisinde en önemlisi modern devlet aygıtı olarak belirir. Kapitalist devlet tipinin çeşitli görünümlerini oluşturan mutlak ve meşruti monarşi biçimlerinin siyasal düzeyde meşrulaştırmaya çalışan çeşitli düşünürlerin farklı görüşleri üzerinde durulmakta, Avrupa siyasaltarihinde önemli bir kırılma noktasını oluşturan Fransız Devrimi’ni hazırlayan düşünsel birikim incelenmektedir. İkinci bölümde; Avrupa’da yaşanan siyasal ve toplumsal değişimin özelde Almanya’da ortaya çıkardığı yansımalar ele alınmakta; I Kant, G.W.F. Hegel, L. Feuerbach, K. Marx arasından gelişen düşünsel etkileşim üzerinden hareketle sivil toplum, devlet ve özel mülkiyet kavramları tartışılmaktadır. Batı Avrupa’da kapitalizmin gelişmesiyle bağlantılı olarak ortaya çıkan burjuva devimlerinin, sosyalist bir devrime nasıl dönüşeceği yönündeki Marx tarafından yöneltilen eleştirisi, Ekim Devrimi’yle birlikte Rusya’nın kendine özgü tarihsel şartlarında somut bir nitelik kazanmıştır. Üçüncü bölümde; Ekim Devrimi’ni meydana getiren düşünsel birikim, çeşitli yönleriyle birlikte ele alınmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte siyasal mücadelenin merkezini oluşturan sınıf mücadelesi, sınıf sömürüsü, sınıf egemenliği gibi kavramların yerini, odağını farklı muhalif kesimlerin oluşturduğu yeni toplumsal hareketlere bırakmıştır. Dördüncü bölümde; ekonomik alanın dışında tanımlanan yeni toplumsal hareketlerin siyasal mücadele açısından taşıdığı önem kuramsal düzlemde incelenmektedir.