İki sene süren yüksek lisans, 4-5 sene süren doktora, bu akademiksüreçlerde yazılan binlerce kelimelik tezler. Aslına bakarsanız hiç deakıl kârı iş değil bu. Uykusuz geçen geceler, aileden, işten, özel hayattan çalınan zamanlar, hocalarla ve dostlarınızla tartışmalar, kırgınlıklar, küskünlükler zaman zaman yaşanan “Bu iş bitmeyecek galiba.Elime yapıştı kaldı.” tarzındaki tükeniş ve çöküşler, sınavlar, kaygılar,başarısızlıklar, iletişim hataları, motivasyon kayıpları, maddi sorunlar!Aslında zihnî ve bedensel işkencesi bol, sıkıntılı süreçlerdir yükseklisans ve doktora eğitimleri. Ama gene de her sene binlerce insan bugönüllü işkenceye katlanıyor. Acaba neden? Kimisi kariyer, kimisiunvan, kimisi kişisel tatmin ama kimisi de akademik merak ve araştırma yani bizatihi yolculuğun kendisi için…Rabin Sharma’nın Ferrarisini Satan Bilge1 kitabında geçen meşhurhikâyedir. Bir öğrenci bir tapınağa gider ve bilge kişiye sorar:- Tüm bu öğrendiklerinizi, bu bilgeliği kaç yılda edindiniz?Bilge sakince cevap verir:- 20 yıl.Öğrenci sorar:- Peki, ben çok çalışsam, daha çok emek versem sizce kaç yıldaöğrenirim?Bilge gene cevap verir:- 30 yıl.Öğrenci şaşırır. Bilgenin soruyu anlamadığını düşünür ve tekrarsorar: - Hayır, efendim. Demek istediğim çok ama çok çalışsam, gecemi gündüzümü katsam, yaz kış buna odaklansam ve tekişim bu olsa o zaman ne kadar?Bilge gene cevap verir:- O zaman 40 yıl.Öğrenci şaşırır, bilgenin kendisi ile dalga geçtiğini düşünür, hattabiraz da öfkelenir ve sorar:- Ama efendim ben daha çok çalışırsam diye sordukça siz yılarttırıyorsunuz. Neden?Bilge o müthiş cevabını verir:- Çünkü o zaman bir gözünü hedefe dikeceksin. Bu demektirki yolculuğa odaklanmak için tek gözün kalacak. Hâlbukibana ve yolculuğa iki gözün de lazım.Bu kitap, o nedenle bir gözü diplomada/unvanda yani hedefte, birgözü yolculukta olanlar için değil her iki gözü de yolculukta olanlar, akademik merak ve araştırma için tüm bu işkenceye katlananlar, yolculuktan keyif alanlar için yazıldı. Baştan söylemesi, yüksek lisans ve doktorayı diploma yani hedef olarak görenler için bukitap biraz sıkıcı olabilir. Ama yüksek lisans ve doktorayı çok şeyöğrenecekleri, kendilerini değiştiren, geliştiren dönüştüren bir entelektüel yolculuk olarak görüp diplomadan/unvandan (hedeften)ziyade yolculuğun kendisine odaklananlar… Gelin, gelin! Bu kitaptam da size göre…Bugüne kadar gerek yurt dışındaki gerekse yurt içindeki akademikeğitimim, yüksek lisans ve doktora tezlerimin yazımı aşamalarındabilimsel metot yani yöntem bilgimi geliştirmek için pek çok Türkçe ve İngilizce metot kitabı okumaya çalıştım. Gary King-RobertKahone-Sidney Verba (KKV)’nin meşhur Designing SocialInquiry: Scientific Inference in Qualitative Research (1994)’dentutun da Stephen Van Evera’nın (1997), Charles Ragin’in (1987) ve Henry Brady-David Collier’in (2004) çalışmalarına2 ve dahapek çoklarına… Size bir itiraf; çok çabaladım ama hiçbirini bitiremedim. Çoğunlukla da ilk 20-30 sayfada bıraktım. Hele Türkçearaştırma yöntemlerine dair kitaplar tam bir felaket. Yüksek lisansve doktora öğrencilerini korkutan, onları akademik araştırmadansoğutan, tedirgin eden pek çok anlaşılmaz ifadelerle dolu kalınkalın kitaplar. İnsanı akademiden, akademik araştırma ve üretimden soğutur. Aşağıda sizlere iyi olduğunu düşündüğüm Türkçebirkaç metot ve dizayn kitabı sunuyorum.3Ben şanslılardanım. ABD’deki yüksek lisans eğitimim esnasında dizayn ve yöntem altyapıları çok sağlam, dünyadaki sivil-asker ilişkilerini kurumsal ve karşılaştırmalı olarak çalışan Thomas Bruneau, yapısal makroekonomik analizler konusunda bir hayli tanınan Robert Looney, sistem düzeyi uluslararası örgütler ve metodik siyasi tarih alanında tanınmış Donald Abbenheim, tez danışmanlarım James Russelve Abbas Kadhim hep metoda önem veren isimlerdi.Bilkent Üniversitesinde 2011-2016 yılları arasındaki doktora dönemimdeki hocalarıma, metot derslerimi aldığım Tolga Bölükbaşı’na, uluslararası ilişkilerde metot konularına çok fazla kafa yormuş Ersel Aydınlı, akademik nezaketi ve bilinci kendisinden öğrendiğim Metin Heper, sosyokültürel çalışmalarda kendisinden çokşey öğrendiğim Nedim Karakayalı ve tez danışmanım, sıkı bir kurumsalcı olan, dizayn ve metot işine önem veren Zeki Sarıgil’egönül dolusu teşekkürler. Onları ve adlarını burada anamadığım,akademik kişiliğimin ve tarzımın oturmasında yardımcı olan tümkıymetli hocalarımı, yine özellikle bana çok destek veren ClarkMccauley, Robert Johnson, Anna Vassilieva, Hew Strachan’ı minnetle anıyorum, kıymetli ellerinden öpüyorum.2016’dan bu yana belki de 400’den fazla yüksek lisans ve doktoraöğrencisi ile temasım oldu. Özellikle tez danışmanlığı konusudankitalepler artınca 2018’de bir tez danışmanlık şirketi kurdum. Bakırköy’deki mütevazi ofisimizde belki de yüzlerce yüksek lisans vedoktora öğrencisi ile metot ve dizayn çalıştayları, atölye çalışmaları, tez savunması, simülasyonu/provası, literatür taraması eğitimi,araştırma dizaynı, veri toplama yöntemleri, teori altyapısı gibi aklıma ilk gelen başlıklar altında çok güzel ve keyifli çalışmalar,sohbetler yaptık. İşte bu kitap öğrencilerimle yapmış olduğumaraştırma dizaynı, tez yazım teknikleri ve metot konularındakiatölye çalışmalarından doğdu. Yine kitapta Bob Hancke’nin Intelligent Research Design: A Guide for Beginning Researchers in theSocial Sciences4 adlı kitabından çok istifade ettim. İngilizcesi olanların bu kitabı okumalarını şiddetle tavsiye ederim. Kitabın oluşması da ilginç. Hancke, metot ve dizayn dersleri veren bir profesör.Ders aralarındaki çay ve kahve sohbetlerinde derste anlattığı zorkonuları basitleştirerek, gerçek dünyadan örnek vererek bir dostsohbeti tadında özetliyor. Hakikaten yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin de iyi bileceği gibi hoş sohbet bir hocanın keyifli dersarası sohbetleri tadından yenmez. Kimi zaman paylaştıkları kafanızda yeni yeni lambalar yakar, size “Eureka!” anları yaşatır, yenibağlantılar kurmanızı, yeni fikirlere yelken açmanızı veya soyutkonuların basitleştirerek sunulmasını sağlar. Öğrencileri de kendi sinden izin alarak Hancke’nin ders arası sohbetlerini birleştirip bukitabı kaleme almışlar ve bu kısacık dost sohbeti tadında muhteşemkitap ortaya çıkmış. İşte benim amacım da tam olarak böyle birkitabı Türkçe yazmak.Yine tez danışmanlığı döneminde üzülerek bir şey gözlemledim.Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden öğrencilerin bile ezici çoğunluğunun (belki de %90’ın) bir araştırmanın ilk ve bence en önemlibasamağı olan araştırma dizaynı nasıl yapılır konusunda hiç farkındalığı yoktu. Ancak şunu bilmelisiniz, araştırma dizaynı veyönteme dair tercihleriniz bilinçli tercihleriniz olmalıdır. Bu nedenle dizaynın önemini öğrencilerime hep vurguladım. Zira araştırmadizaynı bir bilimsel çalışmanın ilk ve en önemli basamağıdır. Builk düğmeyi yanlış iliklerseniz veya varlığının farkında olmadığınıziçin onu es geçerseniz bu durum bilimsel araştırmanızda zamanlapotluk yaratır. Bu potluğu öğrenciler fark eder ya da etmez. Enacısı da nedir bilir misiniz? Tezine ilgili ve çalışkan bir öğrenci bupotluğu illa ki fark eder. Fark ettiği anda da görmemezlikten gelir,en kötüsü görse bile ya zaten tezi bir aşamaya geldiği için geridönemez ya da araştırmasını yarım yamalak bir dizayna oturtmayaçalışır. Şayet tez danışmanı ve komitesinde araştırma bilgisi tamoturmamış veya bu konuyu önemsemeyen hocalar varsa tezin geçer, sorun değil. Ama en kötüsü o eksiklik içinde bir burukluk olarak kalır ve akademik öz güvenini sarsar. İtiraf etmeliyim ki Türkiye akademisi, araştırma dizaynı farkındalığı olmayan ve/veya azolan bu nedenle bilimsel araştırmayı makale ve kitap yazmayı,akademik sunumları sadece içeriğe (content) odaklanmış bir salataolan pek çok doçent ve profosör ile dolu. Bu sebepten ötürü sosyalbilimlerde bilimsel tartışmalar güdük, coşku düşük kalmaktadır. Bueksiklik nedeni ile de literatür zenginleşemiyor ve Türkiye akademisi kabuğunu kıramıyor.Araştırma dizaynından kastım ne? Araştırma dizaynı, bir bilimselaraştırmada (bu tez, makale, kitap çalışması ve benzeri her şeyolabilir) iyi aşaması yani çatıyı kurma veya temeli atma aşaması.“Nasıl?” ile başlayan her türlü sorunun cevaplandırıldığı aşama. Bu aşama artık bir bilimsel bilgi ve literatür patlaması yaşanan günümüzde de hızla önem kazanıyor. Yani “ne çalıştığından’’ ziyade“nasıl çalıştığın’’ ve bu “nasılı’’ nasıl bir araştırma düzenine oturttuğun çok daha önemli. Tam da bu nedenle artık bilimsel tartışmalar içerikten (content) ne çalıştığından dizayna ve metoda yaninasıl çalıştığına kayıyor.Bugüne kadar genelde karşıma üç tipte yüksek lisans ve doktoraöğrencisi çıktı:İlk tip boş kafalar (yani tabula rasa’lar), “Sizce hocam ne çalışmalıyım?” Hangi konuyu seçmeliyimciler. Boş kafalar, hocalarınen nefret ettiği türdür. Ancak araştırma dizaynı bilinçleri ve farkındalıkları olmadığı için de şanslılar çünkü baştan eğitilebilirler.Ama çok zaman ve emek harcamak lazım. Pek çok hoca da buyüzden onlardan uzak durmayı tercih eder.İkinci tip ise akademik çalışma yaptığını zanneden içerik salatacılarıdır. Bu tipler genelde çok literatür okumayı akademik çalışmakabul eder. Literatür yani içerik açısından zengin, bir derdi, meramı, araştırma sorusu ve dizayn olmayan sayfalar dolusu literatürbilgisini yani içerik salatasını, akademik ürün olarak görürler. Biraçıdan da çok duygusal ve kırılgandırlar çünkü günlerini harcayarak ve yoğun emek vererek oluşturdukları içerik salatalarını içselleştirmiş ve onları birer çocukları gibi benimsemişlerdir.Ben ilk akademik çalışmalarıma 2009 yılında ABD'de, ABD DenizKuvvetleri Enstitüsünde, bölgesel çalışmalar alanında yüksek lisans yaparken başladım. Tabii o zamanlar tam bir içerik salatacısıimişim. İlk makale yazma çabamı hatırlıyorum. Tezim Bağdatmerkezî yönetimi ile Erbil merkezli bölgesel Kürt yönetimi (BKY)arasındaki çevre-merkez ilişkisinin Kerkük merkezli olmak üzeretartışmalı bölgeler (disputed territories) üzerinden incelenmesi idi.Kafamdaki bit yeniği, bu sorun “İleride Bağdat ile Erbil arasındaçatışmayı mı tetikler yoksa bir uzlaşıya tarafları götürür mü?” idi.Kendime göre muhteşem bir konu bulmuşum, okudukça okuyor,yazdıkça yazıyorum. Aynı dönemde Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimi ile ABD'nin güvenlik ilişkilerine dair bir makale yazıpbasayım dedim. Çünkü akademik yayın için müthiş bir hevesimvar. Bir “içerik salatacısı’’ olarak başladım makalemi yazmaya.Çarpıcı ve dikkat çekici bir başlık buldum: Viking Çekici Operasyonu: Irak Kuzeyinde ABD-BKY İş Birliğinin Gayrînizami Çocuğu.Vay babam vay! Başlığa bak! Metin Gürcan, kıvrak zekâsını espriliyanına da yansıtıyor. Viking Çekici Operasyonu, ABD'nin Türkiye1 Mart 2003'te tezkereyi reddedince Kuzey Irak’ta peşmergelerlebirlikte uyguladığı ve önce Nisan 2003'te Erbil’in, sonra Kerkük’ün düşmesi ve Irak ordusunun komple güneye çekilmesi ilesonuçlanan özel kuvvetler unsurlarının kullanıldığı operasyonunadı. Bana göre, günün sonunda Kerkük önemli bir kırılma noktasıidi. Ne literatür taraması yapmıştım Allah'ım. Eşimi ve çocuğumubir kenara bırakmış, kitapları, makaleleri, raporları tarıyordum.Konu ile ilgili ABD kaynaklarında zengin bilgiler vardı. LindaRobinson’un Masters of Chaos: The Secret History of the SpecialForces (2005) adlı kitabı ve pek çok çalışmayı didik didik ettim.Hoşuma gidenleri ve işime gelenleri makaleye koydum, hoşumagitmeyen, işime gelmeyenleri koymadım. Neticede iki aylık çalışma sonunda benim makale taslağı oldu. Hiç unutmam, tam 14.000kelimelik, 20 küsür sayfa, 67 dipnotlu bir makale. Makalenin bittiği geceki mutluluğumu hâlâ hatırlarım. Türkçe literatürde olmayanoperasyonun aşamaları da dâhil pek çok ilginç detay ve analizlervar. Var da var. “Vay be!” dedim kendi kendime. 20 küsür sayfalıve 67 dipnotlu kitap gibi makale de yazabiliyorsam benden de akademisyen olur. Genelde içerik salatacıları bu kafadadır, yazdığıakademik çalışmanın kalitesini uzunluğu ve dipnot sayısı ile ölçerler. Hemen çaktım makalemi Türkçe bir akademik dergiye. Hemenkabul alıp yayınlanacağından o kadar eminim ki, o kadar sahiplenmişim düşünün, çocuğum gibi görüyorum. Hatta 20'nin üstündeakademik makale yazdım. Sadece bu makalenin kabul aldığına dairhaber rüyama bile girdi ki o kadar istemişim. Ne de olsa iki aycanımı dişime taktığım, zihnî emek verdiğim çocuğum. Sonuç mu?Rüyalarıma giren, kabul alacağından emin olduğum bu makalereddedildi. Hatta hakemlere dahi pas edilmeden editör tarafından Hadi adı bende saklı kalsın o zaman kulaklarını çok çınlattım editörün. Hatırlayabildiğim kadarı ile güzel bir ret gerekçesi de yazmıştı.“Her ne kadar içinde özgün bilgiler içerse de makale şu anki hâliile bir akademik makaleden ziyade uzunca ve tam da yapılandırılmamış bir rapor taslağı görünümünde olup basılabilmesi için ciddibir revizyon gerekir. Ayrıca teorik altyapı güçlendirilmeli ve sonuçkısmına tartışma eklenmelidir.”Resmen kahroldum. Yemeden içmeden kesildim üç gün inanın. Özgüvenim sarsıldı. Ne demek? Böyle bir çalışma nasıl reddedilir?Sonra mantığa bürüme çabaları; “Yok yok aslında kıskandı. Yazaten yazdıklarına bak devlet düşmanı bir tip! Basılmasını istemiyor.’’ Yaklaşık bir hafta süren isyan döneminden sonra önce makalemin çocuğum olmadığı fikrine kendimi alıştırdım. Sonra benideğil makaleyi eleştirdiğini anladım ve gerçeği kabullendim.Şimdi geriye dönüp bakıyorum da önüme gelen tezlerin, makalelerin (belki de %80’inin üstü) aynen benim bu ilk makalem gibi içinde emek verilmiş iyi bir literatür taraması, hatta özgün bilgilerolsa da uzunca ve tam olarak yapılandırılmamış bir rapor görünümündeydi. Bunu kibarca ifade ettiğimde öğrencilerin çoğunluğuaynen benim verdiğim tepkiyi verdi. Öfkelendiler, kabul edemediler. Çünkü çalışmalarını kendi çocukları gibi görüyorlar. Onlaragöre bu çalışmalar eleştirilemez, haklarında tartışılamaz. Ben bunaiçerik salatacı kibri diyorum. Yüksek lisans ve doktora düzeyindeöğrencilerimde gördüğüm en tehlikeli meslek hastalığı bu. İleridebu meslek hastalığı hakkında daha ayrıntılı konuşacağız.Karşıma çıkan son tip öğrenciler ise dehlizde kaybolmuşlar. Budehlizde kaybolmuşlar da ilk iki tipin yani boş kafalar ve kibirliiçerik salatacıların aksine bilimsel araştırmalarında ya da tezlerindebir şeylerin yanlış gittiğini, bir potluk olduğunu, tezin başlangıcından itibaren bir şeylerin eksik olduğunun farkındalar. Farkındalarama genelde kendilerine bu konular anlatılamadığı için dizayn,metot, teori dehlizlerinin içinde kaybolmuş, ellerinde mumla çıkışı arayan, biraz bilen, biraz farkında ama bir rehbere ihtiyaç duyanöğrenciler. Laf aramızda çıkışı arayan “dehlizde kaybolmuşlar’’ ensevdiğim öğrenci tipidir. Boş kafalar ve kibirli içerik salatacıları ileuğraşmak inanın çok zor. Çünkü bilmedikleri konusunda bile birfarkındalıkları yok ve bilmediğini bilmemek çok zor bir durum. Vede tez savunması ya da makale reddi aşamasına kadar da öğrenemeyecekler. Ama “dehlizde kaybolmuşlar’’ öyle mi? Bir kelimenizden, cümlenizden, yazınızdan anahtar yapıp dehlizden çıkmakiçin gözünüzün içine bakarlar. Çok iyi hatırlarım. “Hocam şimdioldu, kafamda lamba yandı!’’ veya “Hocam şimdi her şey yerliyerine oturdu.’’ cümlelerini. Bir dehlizde kaybolmuşun “Eureka!’’yani “Buldum!” hâline şahitlik etmek, hayatımda en sevdiğim şeydir. Değeri para ile ölçülmez. Bir cümlenizin, bir yorumunuzun, birbakış açısı önerinizin bir öğrencinizi belki de aylarca kapana sıkıştığı, kilitlendiği o dehlizden çıkarması. Manevi hazların en büyüğübu. Allah'a şükür ki akademik hayatımda çok kez yaşadım bunu.Eminim akademisyenler ne dediğimi çok iyi anlıyor. Anlamayanlarve öğrencilerine “Eureka!” hâlini yaşatamayan da maaşlı akademisyen olabilir ama üniversite hocası olamaz.Evet, “Hocam, sizce hangi konuyu çalışmalıyım?’’ diyen boş kafalar, “Ne yazdım be! Neredeyse tez bitti.’’ rahatlığındaki kibirliiçerik salatacıları ve bilimsel araştırma veya tezinde bir şeylerinyanlış gittiğinin, bir potluk olduğunun farkına varıp da bunu birtürlü anlamlandıramayan dehlizde kaybolmuşlar. Bu kitap, bu dostsohbeti tam da size göre.Dedim ya ben akademik çalışmaları özellikle yüksek lisans vedoktorayı zevkli, eğlenceli ve coşkulu bir entelektüel yolculuğabenzetirim. Aslında varılacak noktası pek de belli olmayan biryolculuk. O nedenle önce süreç odaklı olmak, o yolculuktan keyifalmak, yolculuğun size bir şeyler katmasına, sizi değiştirmesineizin vermek gerekir. Yüksek lisans ya da doktorayı sadece yazılacak tez ve alınacak diploma olarak görenler için değil bu kitap. Birentelektüel yolculuk. O yolculukta karşılaşacağınız zorluklar sizezor gelmiyor, tam tersine zevk veriyorsa ve süreç odaklı şekilde yolculuğun kendisine odaklanıyorsanız, bilimsel araştırma konusunda ne bilmediğinizin farkında iseniz bu kitap tam da size göre.Araştırma dizaynı ve metot konusu Türkiye’de de tartışılmaktaysada genelde metodoloji ve özelde metot kullanımına eğilen az sayıda Türkçe çalışma bulunduğundan, olanlar da okunamayacak kadarsıkıcı olduğundan, bu dost sohbeti, bu alandaki mevcut boşluğudoldurma amacında. Zira kuram, metodoloji, epistemoloji ve ontoloji tartışmaları ve anlaşmazlıklarının sosyal bilimlerin genel birparçası hâline geldiği bugünkü ortamda, araştırmalarda bir araştırma dizaynının ve metodun diğerine tercih edilme nedeni artık dahada önem kazanıyor.Kitabımın temel tezi, aslında her bilimsel araştırmanın araştırmacılartarafından başlangıcından bitişine kadar inşa edilmiş bir ürün olduğudur. Bu bakış açısında sosyal, ekonomik ve siyasi olgular ve olaylara dair araştırmalarımız, bizi orada bir yerlerde keşfedilmek içinbekleyen şeyler değildir. Tam tersine akademik araştırmalar bizimdünyanın nasıl çalıştığına dair gözlem ve çıkarımlarımızdan inşaedilen, yani bizim emeğimiz ile şekillenen şeylerdir. Bu nedenlearaştırmamızda içerik okyanusuna dalmadan önce yapacağımız araştırma dizaynı işinde titiz olmalıyız. Ancak bu sayede metot farkındalığı yüksek bir araştırma dizaynı hazırlamak, iç geçerliliği, dış geçerliliği ve güvenilirliği yüksek ve tarafsız bir araştırma yapmak mümkün olur. İleride bu konuları zaten detaylı konuşacağız…Kitabın;• İlk bölümünde sahneyi kurma adına bilimsel araştırmanınaşamalarından bahsedip ve sizlere, her akademik araştırmabir inşaat işidir dedik ya, biraz müteahhitlik yaptıracağım.Bina dikme, inşaat işleri falan. Ama bizimki herkesin bildiği bol kazançlı olan müteahhitlik değil meşakkatli olanfikirsel müteahhitlik.• İkinci bölümü ise sizleri dört köşeli ve dört dövüşçülü birkafes dövüşü bekliyor olacak. Kafes dövüşü örneği üzerinden araştırma dizaynı ne demek sorusuna cevap arayıp dizayndaki aktörler, süreçler, kavramlar arasındaki ilişkilerneler bunlara yoğunlaşacağız.• Üçüncü bölümde ise literatür taraması ne demek ondanbahsedeceğiz.• 4. bölümde ise sizlere “Araştırma, makale veya tez yazarken nelere dikkat edilmeli?” sorusunu cevaplayacak şekilde öneri ve yorumlarım olacak.• Son bölümde ise sizlere “Bir tezde hangi bölümler bulunur?”, “Bir tez savunmasının sunumunda neler bulunmalı?” gibi sorulara cevap verecek taslak formatlar üzerindengörüş ve yorumlarımı sunacağım.Haydi, başlayalım o zaman…