Bu kitap, iletişim alanında gerçekleştirilecek çalışmalara kuramsal bir dayanak oluşturma noktasında sosyal psikolojiye dikkatleri çekmek adına kaleme alınmıştır. Sosyal psikolojinin kapsamına giren hemen her konu, iletişimcilerin odak noktasında yer almaktadır. Sosyal etkiler, etkileşimler, bireylerin zihinleri, davranışları, onlara yön veren algıları, tutumları, duyguları, amaçları, değerleri, inançları, yorumlamaları ve edindikleri kimlikleri, bir diğer deyişle anlamlar evreni, sosyal psikolojinin inceleme alanlarına girmektedir. Kuşkusuz saydığımız tüm bu konular, bir iletişim etkinliği sonucunda var olmaktadır. Bu sebeple iletişim alanındaki araştırmacıların çalışmalarının temel sorunsallarını da bu kapsamdaki fenomenler oluşturmaktadır. Sosyal psikolojiyi aslında belirli konularla betimlemek yerine kısaca yaşamın kendisi olarak ifade edebiliriz. Bireyleriniçerisinde yer aldıkları sosyal ve kültürel bağlamlar ise çalışmalara bir çerçeve sağlamaktadır. Bu bağlamda Mills’in (2005, s. 15) “Psikolojik olan, ‘kişisel’ değildir. Birey, çağdaş psikoloji açısından bir hareket noktası değildir; ‘zihinsel’ olan, sosyalunsurlardan tamamen ayrı bir biçimde anlaşılamaz.” sözünü anabiliriz. Aronson, Wilson ve Akert (2012, s. 40) de benzer şekilde kişilik psikologları ile sosyal psikologlar arasındaki farkı, “Kişilik psikologlarının açıklamaları, insan davranışlarına yönelik anlayışımızı güçlendirir ancak sosyal psikologlar, davranışları öncelikle kişilik etmenleri üzerinden açıklamanın, hikâyenin önemli bir kısmını, yani sosyal etkinin oynadığı rolües geçtiğine inanırlar.” ifadesiyle belirtmektedir. Bir etkileşim sistemi olan toplumun yapısı dinamiktir ve bireyler, bu dinamizmi, kurdukları etkileşimlerle, ilişkilerle ve iletişimleriyle devam ettirmektedir. Anlamların buluştuğu kaynaştığı ve çatıştığı bu alanda toplumsal üretimler gerçekleşmektedir. Bu bağlamda, sosyal psikoloji alanında gerçekleştirilen çalışmalar, pozitivist paradigmanın hedeflediği genelleyici ve indirgeyici kanunların, ilkelerin peşinde değildir. Bu çalışmalar, daha ziyade toplumun sürekli değişen, dönüşen ve kendisini besleyen yapısını anlama, bireyle toplum arasında inşa edilen gerçeklikleri analiz etme, insani duyguların, düşüncelerin ve davranışların koşullarını, oluşma biçimlerini değerlendirme, bir diğer deyişle ilişkiler, ilişkilendirmeler, iletişim biçimleri içerisinde insan varlığını ve toplumu anlama girişimidir. Bu girişim, insan zihninin karmaşık yapısı göz önüne alındığında çetrefilli bir hâle gelmektedir. Dolayısıyla en basit gözüken, hayatımızda sıradan dediğimiz olayların bile sosyal psikolojik çalışmalar ile sıradanlıklarından ve basitliklerinden soyulup bilimsel bir karakter arz edeceğini söyleyebiliriz. Olgular, kendilerine yüklenen öznel anlamlarla bir gerçekliğe kavuşurlar. Bu gerçeklik, öznel anlamlandırmalar ile var olsa da sonuç ve neticeleri bakımından nesneldirler. Sosyal psikoloji alanında çalışma yapacak olanlar, toplumsal gerçekliklerin hem öznel hem de nesnel olan bu yönlerini ayırt edebilmelidir (Poloma, 2010,s. 221-222). Bu farkındalıkla bireylerve içinde yer aldıkları toplumlar arasında sistematik bir ilişki kurulabilmekte, toplumsal fenomenler, bağlamları içerisinde açıklanıp anlaşılabilmektedir. Sosyal psikolojinin kavramsal vekuramsal dayanaklarının teorik olarak ele alındığı bu kitap, kuşkusuz ampirik olarak birçok fenomen üzerinden test edilmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu kitabın, ilgili çalışmalara kaynakteşkil etmesi umulmaktadır. Kitaba bölümleriyle değerli katkılarını sunan yazarlarımıza buradan teşekkürlerimizi sunup kısaca bölümleri hakkında bilgilendirme yaparak ön sözü noktalayacağız. Emel Poyraz, Sosyal Öğrenme Kuramı adlı bölümde, öğrenmenin; nasıl gerçekleştiğini, doğasını ve sonuçlarını öğrenme kuramları perspektifinden anlatmaktadır. Bölüm kapsamında öncelikle öğrenmenin kavramsal ve kuramsal temelleri ele alınmaktadır. Daha sonra bilişsel öğrenme kuramı ile analitik davranışçı kuramın birleşimi olarak ortaya konulan sosyal öğrenme kuramı anlatılmaktadır. Çalışmanın son kısmında, kuramın kişilerarası iletişimle ilişkisi hakkında bir analiz yapılmaktadır. Sümeyra Tüzün, Makro ve Mikro Yaklaşımlar Arasında Bir Köprü: Sembolik Etkileşimcilik Kuramı adlı bölümde, sosyal psikoloji kuramlarından biri olan sembolik etkileşimcilik yaklaşımını, iletişim disiplini perspektifinden ele almaktadır. Çalışmada öncelikle kuramın oluşup geliştiği Chicago Okulu’nun tarihsel süreci anlatılmaktadır. Ardından kuramın teorik çerçevesi, ona asıl biçimini veren düşünürler açısından sunulmaktadır. Ömer Erdoğan, Goffman’ın Dramaturji Kuramı adlı bölümde, ilk olarak Erwing Goffman’ın dramaturji kuramını ortaya çıkaran çalışmalara yer vermiştir. Ardından Goffman’ın metodolojisi ve dramaturjik yaklaşımının kavramlarını derinlemesine ele almıştır. Kurama yönelik eleştirilere yer vererek çalışmasını sonlandırmıştır. Ümmügülsüm Talipoğlu, Tutum Kuramları Perspektifinden İletişim adlı bölümde, sosyal psikolojinin önemli kavramlarından biri olan tutum kavramını ve tutumla ilişkili kuramları ayrıntılı bir şekilde incelemektedir. Çalışmada, iletişim ve tutum arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışmıştır. İbrahim Kiçir, Tüketici Davranışı ve Reklamcılık Perspektifinden Atfetme (Yükleme) Kuramları adlı bölümde, atıf kuramlarını tüketici davranışı ve reklamcılık perspektifinden ele almaktadır. Atıf kuramlarının kronolojik olarak incelendiği çalışmada, kuramların temel kavramları özetlenmiş, atıf süreçlerinde sıklıkla başvurulan atfetme hatalarına değinilmiştir. Çalışma, tüketici davranışı, reklam ve atfetme kavramlarının ilişkilerine yönelik bir değerlendirme ile tamamlanmıştır. Celil Ünal, Sosyal Kimlik Kuramının Örgütsel Davranış, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler ve Yönetim Bilimleri Alanlarındaki Yansıması: Örgütsel ve Kurumsal Özdeşleşme adlı bölümde, sosyal kimlik kuramını incelemiştir. Çalışmada; kurumsal ve örgütsel kimliğin birer sosyal kimlik türü olarak ne ifade ettiğini, kurumsal ve örgütsel özdeşleşmenin ne olduğunu ve ne tür sonuçlar doğurduğunu göstermeye çalışmıştır. Dr. Öğr. Üyesi Sümeyra Tüzün Dr. Ümmügülsüm Talipoğlu.