Günümüz toplumlarının eskiye nazaran daha fazla imkâna sahip oldukları bir gerçektir. Fakat bu durum toplumların sorunlarının olmadığını göstermez. Toplumlar dün olduğu gibi bugün de birçok toplumsal sorunla mücadele etmek zorundadır. Peki, nedir bu toplumsal sorun? Hangi sorun toplumsaldır, hangisi değildir? Bir sorunun toplumsal olmasının ölçütü nedir? gibi sorular özelde sosyologların genelde ise tüm sosyal bilimcilerin zihnini meşgul etmiştir. Sosyologlar, toplumun genelini etkileyen sorunlara toplumsal sorun demektedir. O halde bir sorunun toplumsal olması demek toplumun genelinin o sorundan etkileniyor olması demektir. Örneğin, 100 bin nüfuslu bir şehirde bir kişi işsizse ve başka bir işsiz de yoksa bu kişisel bir sorundur. Çözümü için, kişisel özellikler üzerinde durmak gerekir. Fakat çalışabilir nüfusu 100 bini bulan bir şehirde 30 bin işsiz varsa bu toplumsal bir sorundur ve çözümü için bireysel özellikler üzerinde durmak yetmez. Çünkü bu sorun genel olarak toplumun yapısından kaynaklanmaktadır. Toplumsal yapıdaki sorunları doğru değerlendirebilmek, doğru çözüm yolları üretebilmek için bireyler üzerinde değil, toplumun ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve eğitim kurumları üzerinde durmak gerekir. Toplumsal sorunu, sosyolog Wright Mills, şu şekilde tanımlamaktadır: “Toplumsal sorunlar kişisel güçlükleri ve çevreleri aşan, bireyden kaynaklanmayan, toplumsal yapıdan kaynaklanan sorunlardır. Herhangi bir sorunun toplumsal bir niteliğe dönüşebilmesi için o sorunu toplumun genelinin yaşıyor olması gerekmektedir.” Gündelik hayatımızda birçok sorunla karşılaşırız, ancak bunların hepsini toplumsal sorun olarak tanımlamak mümkün değildir. Fakat bireysel sorunlarla toplumsal sorunlar bazen iç içe geçmiş durumdadır. Bireysel sorunların zamanla toplumsal soruna dönüşme riski vardır. Örneğin evlilik bağının sonlanması ile ortaya çıkan boşanma bireysel bir sorun iken toplumsal yapıda yaygınlaşması ve aile kurumunu tehdit etmesi sonucunda toplumsal niteliğe dönüşmektedir. İçinde yaşadığımız Dünya’nın birçok toplumsal sorunu olduğu söylenebilir. Örneğin işsizlik dün olduğu gibi bugün de varlığını devam ettirmekte ve toplumun genelini tehdit etmektedir. Onca mücadeleye rağmen yoksulluk azalmak yerine etkisini daha da artırmaktadır. Gelir dağılımı adaletsizliği uçurum boyutuna ulaşmış, varsıllar daha varsıl, yoksullar daha yoksul hale gelmiştir. Kimileri aylık 300 bin Avro, kimileri ise aylık 2 bin TL gelire sahiptir. Şiddet ve istismar hayatın her alanında eskisinden daha şiddetli hale gelmiş, gün geçmesin ki bir kadın cinayete kurban gitmesin ya da bir çocuk istismara maruz kalmasın. Ayrımcılık, özellikle de cinsiyet ayrımcılığı, birçok toplumsal sorunun nedeni olduğu kadar sonucu haline de gelmiştir. Uluslararası göç, göç alanı da vereni de etkisi altına almış ve önlenemez bir yükselişe geçmiştir. Savaşlar devam ettiği sürece yükselişin de devam edeceği aşikârdır. En yeni ve en taze sorunlarımızdan bağımlılık, hem madde hem de dijital, birçok insani ilişkiyi sonlandırarak, bizatihi sonuç olmaktan çıkıp neden haline gelmektedir. Bütün bunlara bağlı olarak suç oranları da yükselme eğilimindedir. Diğer taraftan yaşlılığın kendisi de bir sorun alanı oluşturmakta ve en sonunda sosyal dışlanma ortaya çıkmaktadır. Aile ve eğitim, tüm bu sorunlara çözüm olarak düşünülürken, sorun kaynağı haline gelmektedir. Dünya, 19. yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi’yle birlikte önemli değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Bugün, toplumların yaşadığı bütün toplumsal sorunlar hemen hemen ilk insandan bu yana var olmakla beraber, bu sorunların kronik hale gelmesinde ve toplumsal yaşam içerisinde daha görünür olmasında Sanayi Devrimi’nin rolü oldukça büyüktür. Bu çalışma kapsamında tartışılan birçok sosyal sorun, 19. yüzyıl ürünüdür. Örneğin Sanayi Devrimi sonrasında gelir artışı sağlanmış olmasına rağmen gelirin adaletsiz dağılımı hat safhaya ulaşmıştır. Gelir dağılımı ölçüm yöntemi olan gini hesaplaması ilk olarak 1820 yılında yapılmış ve o dönemdeki katsayı 0,43-0,45 aralığında bulunmuştur. Günümüzde bu katsayı 0,65-0,70 olarak tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Sanayi Devrimi toplumların refahını artırmak yerine küçük bir azınlığın refahını artırmıştır. Toplumsal sorunlar çok boyutlu olup bir disiplin tarafından çözüm üretilmesi mümkün değildir. Bu çalışmanın konusunu oluşturan toplumsal sorunlar multidisipliner bakış açısıyla ele alınmış ve çözüm üretilmeye çalışılmıştır. Alanında uzman akademisyenlerin bir araya gelmesiyle hazırlanan bu çalışmada hem Dünya’nın hem de Türkiye’nin toplumsal yapısında uzunca yıllar var olan yoksulluk, işsizlik, toplumsal cinsiyet, bağımlılık, uluslararası göç, şiddet, suç, yaşlılık, sosyal dışlanma ve istismar gibi sorunlar derinlemesine analiz edilmiş, mevcut durumu ele alınmış ve çözüm önerileri geliştirilmiştir. Kitabın toplumsal sorunlar alanında çalışan ve bu alana ilgi duyan herkese yararlı olmasını dileriz. Çalışmanın hazırlanmasında emeği geçen tüm meslektaşlarıma ve okuyucuyla buluşmasına katkı sağlayan Anı Yayıncılık’a teşekkür ederim.