Çocuklar en değerli varlıklarımızdır. Milletler, kuşaktan kuşağa yeni gelen çocuklarla büyüyerek devam ederler. Ülkelerin geleceği onların elindedir. Ülkelerini buldukları yerden daha ileriye götürecek olan onlardır. O nedenle korunmaları, en iyi eğitim ve öğretimle yetiştirilmeleri, geleceğe hazırlanmaları gerekir. Türk çocukları için de durum böyledir. Anayasamızda, bu amaca yönelik çeşitli hükümler var. Birkaç örnek: “Devlet, … ananın ve çocukların korunması … için … gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. … Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” (m. 41/II, IV). “İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. … Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.” (m. 42/V, VII). “Devlet, korunmaya muhtaç çocukların topluma kazandırılması için her türlü tedbiri alır.” (m. 61/IV). Anayasamıza göre; “Çocuklar, yaşlılar, … için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.” (m. 10/III). Çünkü çocukların korunması, yarının en iyi eğitim ve öğretimle yetişmiş büyükleri olmaları için alınan bu ve benzeri tedbirler, onların yararına pozitif ayrımcılık niteliğindedir. *** Hukuki terim olarak “çocuk” için uluslararası antlaşma ve yasalarda şu tanımlar verilmiştir: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca 20.11.1989 tarihinde kabul edilip 2.9.1990 tarihinde yürürlüğe giren; Türkiye tarafından üç maddesine “çekince” konularak 14.9.1990 tarihinde imzalanan, iii 9.12.1994 tarih ve 4058 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan, 23.12.1994 tarih ve 94/6423 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanan Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca “çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta ergin olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.” (m. 1). 3.7.2005 tarih ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun uygulamasında “Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile, on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi … ifade eder.” (m. 3/1 a). Ceza hukuku açısından yapılan tanım da farklı değil. Nitekim 26.9.2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda verilen tanıma göre; “Ceza kanunlarının uygulanmasında; … Çocuk deyiminden; henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişi, … anlaşılır.” (m. 6/1 b). Çocukların ceza sorumluluğu 12-18 yaş arasındaki çocuklar bakımından söz konusudur. Türk Ceza Kanunu Birinci Kitap, İkinci Kısım, İkinci Bölüm başlığıyla “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler” arasında yer alan “Yaş küçüklüğü” kenar başlıklı 31. madde şöyle özetlenebilir: (1) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olanların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılamaz; ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. (2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur; ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında işlenen suçun gerektirdiği cezanın ağırlığına göre değişen indirimli cezalara hükmolunur. (3) Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında işlenen suçun gerekiv tirdiği cezanın ağırlığına göre değişen daha az indirimli cezalara hükmolunur. Hukuki durum böyle. *** T. C. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Adli İstatistikler, 2018’de Kamu davası açılan dosyalardaki suça sürüklenen çocuk sayısı, –geçen yıldan devren gelen, yıl içinde açılan ve bozularak gelen dosyalar toplamı olarak– 2011’de 263.905, 2012’de 290.879, 2013’te 319.734, 2014’te 318.915, 2015’te 300.818, 2016’da 256.159, 2017’de 235.269, 2018’de 228.616 olarak verilmektedir (s. 54). Bu rakamlar, 2013 yılına kadar artma trendinde olan suça sürüklenen çocuk sayısının 2014’ten sonra azalma trendine girdiğini gösteriyor. Ama suça sürüklenen çocuklar, hâlâ önemli bir sorun olarak devam ediyor. Şüphesiz, konunun temelinde yanıtlanması gereken birçok soru var: Çocuklar, hangi ortamda, hangi çevrede, niçin, nasıl, hangi nedenlerle, hangi suçları işliyorlar; kendilerine verilen cezalar onları nasıl etkiliyor? Bu ve benzeri sorulara kriminolojik, sosyolojik ve psikolojik açılardan yanıt verilmesi gerekir. İşte Dr. Öner Solak, kendisine bu sıfatı kazandıran doktora tezi olarak hazırladığı “Suça Sürüklenen Çocuk Olmak” kitabında bu soruların yanıtlarını araştırıyor. Bu kitap, yalnız çok zengin kaynaklardan yararlanarak yapılmış teorik bir inceleme değil; onun yanında suça sürüklenmiş, yargılanmış, hüküm giymiş, denetimli serbestlikten yararlanarak ceza infaz kurumundan çıkmış 20 çocukla Adalet Bakanlığının izniyle ayrı ayrı yaptığı görüşmelere dayalı bir araştırmanın sonuçlarını da bir araya getiren bir eserdir. Kitap, “1. Giriş, 2. Suç Kavramı ve Olgusu, 3. Suç Olgusuna Yönelik Sosyolojik Kuramlar, 4. Suça Sürüklenen Çocuk Olgusu, 5. Metodoloji, 6. Çocukların Suça Sürüklenme Deneyimleri, 7. Sonuç” başlıklarını taşıyan yedi bölüm ve onların alt bölümlerinden oluşuyor. Dr. Solak, bu çalışmasında yararlandığı, metin içinde yollama yaptığı eserleri, kitabın sonunda zengin bir kaynakçada gösteriyor. v Dr. Solak, kitabın “Sonuç” bölümünde yaptığı değerlendirme ile önceki altı bölümde ele alınan konular hakkında genel bir kanıya varmak için son derece yararlı bir özet veriyor. Bu bölümde ayrıca suça sürüklenen, yargılanıp hüküm giydikten ve ceza infaz kurumuna girip çıktıktan sonra görüştüğü çocukların damgalanmış insan psikolojisi ve gelecekleri hakkında umutsuzluk içinde olduklarını anlatıyor. Bu, son derece önemli bir saptamadır. Onların yaşadıklarından ders almış, onurlu bireyler olarak topluma yeniden kazandırılmalarını ve kendileri, aileleri, Türkiye ve insanlık için yeni bir başlangıç yapabilmelerini sağlamak gerekir. Dr. Solak, bu kitabı ve onun temelindeki araştırmasıyla işin içine girmiş bir insan olarak infaz sürecinde ve sonrasında bu konuda yapılanlar ve yapılması gerekenler, izlenmesi gereken politikalar hakkındaki görüşlerini de ilerideki çalışmalarıyla açıklayabilir. “Suça Sürüklenen Çocuk Olmak” kitabı, bu konuda arkasının gelmesi beklenen güzel bir başlangıçtır.