Hayatın güçlü büyüsü, belki de dil adı verilen temel bir araca dayanıyor olabilir. Bir çocuğun hayatındaki en önemli olaylardan biri, her şeyin bir isminin olduğunu fark etmesidir. Dille ilgili her şey hem fazlasıyla karmaşık hem de gizemlidir; aynı anda hem aşkın hem de gündeliktir. Dil, karmaşıklığı, etkinliği, harika mantığı ve çılgın zenginliğiyle zihin içinde bir havai fişek gibi patlar; sevgiye yön verebilir, eğlendirebilir, teselli edebilir ama aynı zamanda korkutabilir, kafa karıştırabilir, umutsuzluğa da sürükleyebilir. Dilin nasıl ortaya çıktığını kimse bilmiyor; yani dilsiz atalarımızın nasıl konuşkan hale geldiğini… Bu olağanüstü gelişmenin açıklanamaması bazı dilbilimcileri, insanlara böyle incelikli bir icadı —yani çekimleri, dilek kiplerini— bizzat Tanrı'nın vermiş olması gerektiği sonucuna götürmüştür. Dil icat etme dürtüsü bitmek tükenmek bilmez görünmektedir. Günümüzde kayıtlı 5103 dil vardır. Dilin ortaya çıkışıyla birlikte insan zekâsı kelimenin tam anlamıyla sınırlarını aşmıştır. Bütün gerçeklik sözcüklere sığdırılmış, yönetilebilir ve dillendirilebilir hâle gelmiş, bu şaşırtıcı dünyamız içindeki her şeyle birlikte şiirsel, fantastik, tarihî, bilimsel, dinî, mitolojik anlatılar yoluyla aktarılabilir olmuştur.