Düşünce ve bilim tarihine, özellikle Türk-İslam filozoflarının yaşadığı dönemlere baktığımızda, felsefî problemlerle meşgul olan birçok düşünürün, aynı zamanda bugün pozitif bilimler olarak kabul ettiğimiz tabii bilimlerle de meşgul olduklarını görürüz. Ayrıca tıp da onların en fazla meşgul oldukları alanlardan biriydi. Çünkü evreni yöneten kanunlarla insanın bedenini yöneten kanunlar arasında aynı zamanda bir paralellik vardı. Bir başka ifadeyle makro düzeyde kâinatın kanunları, mikro düzeyde insan bedeninin de kanunlarıydı. Buradan hareketle hakîmler (=filozoflar) aynı zamanda hekimdiler. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptığımız sıralarda(1984–1993), Türk-İslam filozoflarının felsefî eserlerini tetkik ederken onların tıpla ilgili birçok yazma-basma eserleriyle de karşılaşıyorduk. Felsefesini tıpla beraber işleyen, düşüncesini psikolojiye, psikolojisini de tecrübeye dayandıran İbn Sina gibi, filozoflarımız da vardı. Dolayısıyla, kaynak dillerden Arapça ile yazılmış telif, tercüme tarihî tıp metinleri yabancısı olduğumuz metinler değildi. Hatta bir ara Sn. Prof. Dr. Nil Sarı, ve Sn. Prof. Dr. Ayten Altıntaş hocaların daveti üzerine, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı’nda bir süre seminerler ve konferanslar da verdim. Daha sonra Isparta’ya kurucu dekan olarak gittiğimde, şimdi aramızda olmayan merhum Prof. Dr. Ali Haydar Bayat hoca, bir gün bir bilimsel toplantıda karşılaştığımızda benden, tıp tarihi kongrelerine katılmamı ve bu sahada muhtevası felsefî olan araştırmalar yapmamı ısrarla istedi. Nedenini sorduğumda; Tıp tarihçilerinin kaynak dil Arapça’ya vakıf olmadıklarından İslam dünyasının ünlü hekimlerinin eserlerini tetkik edemediklerini, Batı dillerinden istifade etmeye çalıştıklarını, kaldı ki onların da ne kadar güvenilir olduklarının tartışmalı olduğunu ifâde etti. Felsefesini okuttuğum filozofların tıbbî eserlerini de tetkik etmemi ve tıp tarihi ve deontoloji sahasını zenginleştirmemi ve bunun çok büyük bir hizmet olacağını vb. söyledi. Böylece, her tıp tarihi kongresi öncesi beni arar ve beraberce o güne kadar pek incelenmemiş bir konu belirlerdik. Daha sonra, tıp etiği konusunda Sn. Prof. Dr. Ayşegül Erdemir hoca da kongreler için ısrarcı oldu. Dolayısıyla birçok tıp tarihi ve tıp etiği bilimsel toplantılarında bildirilerim tartışıldı ve her biri ayrı yerlerde yayımlandı. Bir gün Sn. Prof. Dr. İlter Uzel, bunları felsefî bir başlık altında bir kitap halinde neşretmemi önerdi. Bunun üzerine söz konusu çalışmalarımı gözden geçirip, sistematize ederek bir araya getirdim. İşte elinizdeki bu kitap böylece meydana geldi.Kitap, ihtiva ettiği yazılar itibariyle her ne kadar birbirinden kesin olarak ayrılmasa da, iki ana bölüm halinde tasarlanmıştır: Birinci bölümde; Tıp felsefesini doğrudan ve dolaylı olarak ilgilendiren çalışmalara yer verilmiştir. Bunlar; tıp ve felsefe ilişkileri çerçevesinde temel tıbbî kavramların semantik analizleri, ünlü filozof Farabî’nin, Galenos’u insan fizyolojisi ile ilgili olarak Aristo ile ihtilafa düştüğü konusunda felsefî ve tıbbî bir eleştiriye tabi tuttuğu bir eserinin incelenmesi ve tercümesi ile ünlü filozof ve hekim İbn Sina’nın dünya tıbbına katkıları ve etkileri ile ilgili çalışmalarımızdır. Ayrıca, Osmanlı tıbbındaki ebced-tıp ilişkileri ile şair tabip Abdülhakim Hikmet’in alkolizm hakkındaki fikirlerinin felsefî metaforlar kullanarak anlattığı şiirinin bugünkü dile çevrilerek yer aldığı çalışmamız da bu bölüme dâhil edilmiştir. İkinci bölümde; Tıbbi etik veya tıp etiği ağırlıklı çalışmalar vardır. Öncelikle ünlü hekim Galenos’un kendisinden sonra en etkili eserlerinden olan, erdemli tabibin filozof olması gerektiği konusundaki eserinin tarafımızdan yapılan geniş bir incelemesi ve tercümesi yer almaktadır. Sonra Divan şiirlerindeki tabiplere yapılan yergilerin tıp etiği açısından değerlendirmelerine ilişkin çalışmaya yer verilmiştir. Daha sonra harp yıllarında salgın hastalıkların kol gezdiği, ilaç ve hekimin kıt olduğu bir zamanda yaşayan ve kendisi de bir veteriner hekim olan Mehmet Akif ’in tıp etiğine dair görüşlerinin yer aldığı araştırma gelmektedir. Son olarak da en fazla muhatap olduğumuz soruların başında olan, organ nakli ve bağışı ile ilgili hususun İslam dini açısından irdelenmesi ve etik sorunlarını içeren araştırma yer almaktadır. Bu kitabımızın, Türk tıp tarihi, deontolojisi ve etiğine katkı yapmasını ve bu sahanın, araştırmacılarına yeni ufuklar açmasını temenni ederim.