XIX. yüzyılın sonlarında Afrika’da Osmanlı Devleti’nin elinde kalan yegâne toprak parçası Trablusgarp ve onun uzantıları olan Büyük Sahra’daki bazı yerlerdi. 1881’de Tunus Fransızlar, 1882’de Mısır İngilizler tarafından işgal edilmişti. Bir nevi Trablusgarp, Devlet-i Aliyye için Afrika’daki son kaleydi. Bu sebeple özel bir önem veriliyordu. Sömürgeci güçlerin hedefinde olduğu açıktı. Bölgede görev yapan subaylardan ardı ardına raporlar geliyor, bu raporlar çerçevesinde bu son kaleye yeni istihkâmlar kuruluyor ve Hamidiye alayları oluşturuluyordu. Ayrıca hükûmet konakları yenileniyor, silah depoları güçlendiriliyor, yeni yollar yapılıyordu. Trablusgarp’a verilen önem neticesindedir ki, 1912’deki Uşi Antlaşması’na kadar buranın Osmanlıların elinden çıkışı ötelenmiş oldu. Peki burayı bir vatan parçası olması yanında önemli kılan neydi? Akdeniz havzasının Afrika içlerine doğru bir körfezle uzandığı en ileri noktaydı. Ayrıca İslam tarihi boyunca kuzeyden ve batıdan gelen binlerce hacının ana toplanma merkezlerinden biri olmuştu. Merkezî Afrika için önemli ticaret yollarına ve limanlara sahipti. İşte bu sebeplerle Devlet-i Aliyye Trablusgarp’ın muhafazasına daha fazla önem vermeye başladı. Buraya gönderilen subaylar ve devlet adamları İstanbul’a bölge ile ilgili layiha/raporlar yazıyorlar; bölgenin siyasi, sosyal, etnik, dinî, ekonomik ve tarihî durumu hakkında geniş çaplı bilgiler gönderiyorlardı. Gönderilen bu bilgiler çerçevesinde merkezdekiler bilgi sahibi oluyor, bu çerçevede savunma stratejileri oluşturuluyordu. Sultan II. Abdülhamid de devletin başı olarak Afrika kıtası ile yakından ilgileniyordu. Hatta özel olarak bölge ile ilgili kitap yazılması talepleri bile oluyordu. Bunlardan birisi de Erkân-ı Harbiye Reisi Edhem Paşa’nın oğlu Ömer Subhi idi. Ömer Subhi de babası Edhem Paşa gibi istikbali parlak bir subay gibi görünüyordu. O, Sultan Abdülhamid’in talebi üzerine Trablusgarp, Bingazi, Fizan, Büyük Sahra ve Sudan’ı kapsayan bir kitap yazıp padişaha takdim etti. Bu yazma metin daha sonra kitap hâline dönüştürülüp daha geniş kesimlerin istifadesine sunuldu. Belki toplumda Afrika ile ilgili bir duyarlılık oluşturulmaya çalışıldı. Biz bu çalışmada Binbaşı Ömer Subhi’nin kaleme almış olduğu Trablusgarp, Bingazi, Sahrâ-yı Kebîr ile Sudan isimli kitabını günümüz okurlarıyla buluşturmak istedik. Kitapta öncelikle eserin müellifinin kısa bir biyografisini yazdık. Ardından eserin neredeyse tamamını bugünkü okur için okunabilir ve sade bir hâle getirdik. Son olarak metnin tamamını basit transkripsiyon yöntemiyle bugünkü alfabeye aktardık. Böyle bir yöntemi takip etmemizde iki amaç bulunmaktadır. Birincisi, dünya gündeminin ana konularından birisi olan Akdeniz ve Libya ile ilgili tarihî hafızamızın bir parçası olan bu eseri genel okurla buluşturmak, ikincisi de bölge ile ilgili çalışan akademisyenlere faydalanabilecekleri bir kaynağı ulaştırmaktır. Çalışmanın hazırlanması sırasında katkı sunanları anmadan geçmek olmaz. Öncelikle Çad Cumhuriyeti’nden iki öğrencimiz Abdülbaki ve Faysal Büyük Sahra ve Sudan ile ilgili yer isimlerinin okunmasında destek oldular. Dr. Ersin Kırca transkripsiyon metindeki birtakım eksikleri düzeltti. Bütün metnin baştan sona karşılıklı olarak okunmasında eşim Tülay ve kızım Dilara yardımcı oldular. Son olarak bu eserin okuyucu ile buluşturulması için Bilge Kültür Sanat Yayınları sahibi Adnan Mecid Yüksel bizi teşvik etti. Tarihsel hafızanın gün yüzüne çıkarılmasına bir katkı olması amacıyla hazırlanan bu eserin amaca hizmet etmesi en büyük arzumuzdur. Çaba bizden başarı Allah’tandır.