Türk – Amerikan ilişkileri, ilk kez tesis edildiği döneme tekabül eden 18. yüzyılın sonlarından itibaren her daim inişli çıkışlı bir niteliğe sahip oldu. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından müttefiklik ilişkisi kuran Türkiye ve ABD arasındaki ilişki; konuya dair yapılan çalışmalarda ‘sıkıntılı ittifak’, ‘çatlak ittifak’, ‘kırılgan ittifak’, ‘zoraki birliktelik’ gibi isimlerle tanımlandı.
Bir süper güç ile orta büyüklükte bir bölgesel güç arasında kurulan asimetrik ilişki, çoğu zaman iki tarafı da tatmin etmekten uzaktı ve krizlere neden oldu.
Bu çalışmada Türkiye’nin çok partili hayata geçiş süreci, 1945-1946 yılları odakta tutulmak suretiyle tarihî bir perspektifle ele alındı. İki devletin karar vericileri tarafından sırasıyla stratejik ittifak, stratejik ortaklık ve model ortaklık kavramlarıyla anılan Türk-Amerikan müttefiklik ilişkilerinin başlangıç noktası incelendi.
Akademik çalışmaların yanı sıra günümüzde siyaset meydanlarının ve popüler yayınların da konusu olan Türkiye’nin çok partili hayata geçiş sürecinin incelenmesi, bazı zorlukları da beraberinde getirdi.
Öncelikle sürecin daha önce birçok yayına ve esere konu olması, bu çalışmayı tekrara düşmeye itebilirdi. Böylelikle evvelce yayımlanmış eserlerin bir biçimde derlenmesiyle oluşan bir çalışma ortaya çıkabilirdi. Bu ihtimali bertaraf etmek ve yeni argümanlar sunabilmek adına Amerikan arşiv belgeleri kullanıldı.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı belgelerinin ilgili döneme ilişkin Türkiye ile ilgili dosyaları incelendi. Amerikan Ulusal Arşivleri (National Archives Records Administration) kaynaklarında bulunan Türkiye’ye ilişkin dokümanlara ulaşmamı sağlayan ve bu konuyu seçmemde beni yönlendiren Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın desteği, bu çalışma için hayati önem taşımaktadır. Kendisine teşekkürü bir borç bilirim.
Çalışmanın bir başka zorluğu incelenen dönemin üzerinden yaklaşık 75 yılın geçmiş olmasından kaynaklanıyordu. Bu nedenle arşiv belgelerinde ulaşılan sonuçları teyit edecek bir kişinin bulunması, çalışmanın bir başka zorluğu olarak ortadaydı.
Ne var ki bu zorluk, dönemin başlıca karar vericisi, Milli Şef, Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı unvanlarının tümünü birden taşıyan 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker hanımefendi ile yapılan görüşmeyle aşıldı. Pembe Köşk’te gerçekleşen bu görüşme çalışmaya önemli bir katkı sağlamış oldu. Bu nedenle ev sahipliği için Özden Toker hanımefendiye teşekkürü bir borç bilirim. Bu görüşme sırasında bana refakat eden İnönü Vakfı Özel Kalem Müdürü Gönül Balcı’ya da teşekkürlerimi sunarım.
Çalışmada karşılaşılan bir başka zorluk ise, belge sayısının fazla olması nedeniyle bütünlük açısından bir dengenin sağlanması ve gazete arşivleri ile Amerikan arşivlerinin tutarlığının teyit edilmesiydi. Bu zorluğun aşılmasında Prof. Dr. Ayşegül Komsuoğlu’nun uyarıları, katkıları ve tavsiyeleri önemli rol oynadı. Bu nedenle kendisinin emeklerini asla unutamam.
Son olarak bu çalışmanın kitap haline getirilmesini sağlayan ve eseri okuyucuyla buluşturan, başta Ayşegül Büşra Çalık olmak üzere Ötüken Neşriyat mensuplarına teşekkürlerimi ifade etmek isterim.