İlgiyle okuduğum bu kitap, Türkiye’de olduğu kadar yurt dışında da hak ettiği yeri bulacak bir araştırmadır. Boyama, dokumanın en önemli safhalarından biridir ve desenle beraber dokumaya özellik katar. Kırmızı rengin canlılığı ve insana verdiği yaşama sevincine bakılırsa diğer renkler arasında farklı bir yeri vardır. Kırmızı renk ilk çağlardan beri kullanılmış, ancak “Mureks” denilen deniz canlılarının tonlarcasından elde edildiğinden çok pahalıya mal olmuştur. Osmanlılar da ipekli boyamacılıkta en çok “lâk” veya “lök” dedikleri bir böceğin kabuklarından elde edilmiş kırmızıyı kullanmışlardır. Lâka katılan ara maddelerle kırmızının güvezi denilen koyu kırmızıdan menekşe moruna kadar değişik tonları elde edilmiştir. Sarayın tercihi ise güvezi dedikleri, yakut kırmızısını andıran renk olmuştur. Ancak halkın kullanacağı pamukluların kırmızı renkle boyanması için üretimi kolay olan kökboya, mavi renk için indigo bitkisi kullanılmıştır. Bursa ve Edirne gibi boyacılığın merkezi olan şehirlerde bu boyaları yapan ustaların sokakları bile ayrıdır. Kökboyadan elde edilen kırmızı renk; canlı, parlak ve renk haslığı yüksektir. Bu güzel rengin elde edilme süreci uzun ve yoğun iş gücü gerektiren bir çalışmadır. Batılılar Türk Kırmızısı’nı çok beğenmişler, formülünü ele geçirmişler ancak endüstriyel bir ürün hâline getirebilmek için çok çaba sarf etmişlerdir. Kitabın yazarı, bu süreçte yazılmış bütün Batılı yayınları tarayarak önümüze koymuştur. Kırmızı rengin elde edilebilmesi için yirmi bir formül üretildiği, formüller karşılaştırıldığında on yedi aşamadan geçtiği açıklanmıştır. Sonuca göre; bu aşamalar, pamuk liflerinin önce ağartıldığı, sonra boyanın liflere iyi tutunabilmesi için mordanlandığı, sonra da pek çok defa yıkayıp kurutulduğu şeklinde tespit edilmiştir. Kitapta bütün bu süreç, konuyla ilgili yayınlar, yayınlara konu olan firmalar, basit boya atölyelerinden fabrika aşamasına geçiş süreci anlatılmaktadır. 1742-1872 yılları arasında Avrupalı tüccar ve bilim adamları, Türk Kırmızısı’nı ve kimyasını anlamak için sarf ettikleri çabanın karşılığını ulaştıkları büyük üretim hacmiyle de almışlardır. Avrupalılar, gerek yaptığı yayınlarla gerek laboratuvar çalışmalarıyla Türk Kırmızısı’nın hikâyesini tüm dünyaya tanıtmışlardır. Batının Türk Kırmızısı için yaptığı çalışmaları ayrıntılı bir şekilde bize yansıtan yazar Turan Şahin’i kutluyorum.