Türk anayasacılığının yüz elli yıllık tarihi, temel bir paradoks etrafında şekillenmiştir: Her anayasal düzen, bir öncekinin krizine yanıt olma iddiasıyla doğarken, neden zamanla kendi krizini ve çöküşünü hazırlamıştır? Bu kitap, söz konusu tarihsel döngüyü, “anayasal kimlik” kavramını merkeze alarak inceleme çabasının bir ürünüdür. Bu sayede anayasal metinler, yalnızca normatif düzenlemeler bütünü değil; aynı zamanda bir devrin siyasal tahayyülünü, kurucu iradenin tercihlerini ve toplumla kurulan meşruiyet bağını yansıtan belgeler olarak değerlendirilir. Çalışma kapsamında, 1876 tarihli Kânûn-ı Esâsî’den 2017 anayasa değişikliklerine kadar uzanan her anayasal evre, kendi özgün siyasal ve toplumsal bağlamı içinde incelenmektedir. Bu inceleme, yalnızca anayasa metinleriyle sınırlı kalmayıp Meclis tutanakları, komisyon raporları, Anayasa Mahkemesi içtihatları ve dönemin siyasal gelişmeleri de dikkate alınarak, anayasal kimliğin farklı dönemlerde nasıl inşa edildiğini, nasıl dönüştüğünü ve ne tür kırılmalar yaşadığını anlamaya dönük bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Türk anayasal tarihi göstermektedir ki bir anayasal kimliğin istikrarının, hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik meşruiyeti gözeten ve kuvvetler arasında etkili denge-denetim mekanizmalarıyla desteklenen bir siyasal yapı olmaksızın sürdürülebilir olması mümkün değildir. Bu çalışmanın her aşamasındaki desteği, değerli fikirleri ve katkıları için yol arkadaşım; sevgili eşim Prof. Dr. Bulut Gürpınar’a teşekkür ederim.