Spor ve egzersiz psikolojisi alanı genç bir bilim alanı olarak yaşantısını sürdürürken, hemen hemen tüm ülkelerde bir kısım kritik süreçlerden geçmiştir. Bu süreçler uzun yıllar almış ama sonunda aklın birlikteliği temelinde oluşan öngörülerle çok sayıda süreli yayına ve kitaba kavuşmuştur. Geçmişin sadece spor psikoloji olarak adlandırılan alanı, artık “Spor ve Egzersiz Psikolojisi” olarak adlandırılmaya başlamıştır. Bu süreçte 1995 sonrası yeni ayrışmalar oluşmaya başlamış, Spor Psikolojisi ve Egzersiz Psikolojisi şeklinde bölümlemeler ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra Sporda Fizyolojik Psikoloji, Sporun Sosyal Psikoloji ve Klinik Spor Psikoloji gibi alanlar da spor ve egzersiz psikolojisi alanındaki ayrışımı desteklenmiş ve yeni yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Alanın ülkemizdeki gelişimine baktığımızda; 1936 yılında ilk kez Ankara Ziraat Enstitüsünde görev yapan Alman bilim insanlarının bir kitapçıkta spor psikolojsinden bahsetmeleriyle başlayan serüven sıkıntılı ve zahmetli olarak yoluna devam etmektedir. Sıkıntının temel nedeninin gerçekten araştırılması son derece önemlidir. Spor ve egzersiz psikolojisinin “deve mi? kuş mu?” olduğuna karar vermek, bunun tıpkı diğer dünya ülkelerinde olduğu ve aklın birlikteliği mantığı içinde ele alınarak, sonladırılmasının önemli olacağına inanmaktayız. Dünyada bu yaklaşımının temel taşları 1982 yılında Jerry May ile atılmaya başlamıştır. Bu yaklaşım, spor ve psikoloji alanlarının disiplinler arası bir yanının olduğu gerçeğinden hareketle ortaya çıkmıştır. Günümüzde alanın büyük mesleki örgütsel yapıları (ISSP, FEPSAC, ASPASP ve AASP gibi) akreditasyon ve sertifikalandırma programları ile gerek unvan gerekse mesleki yeterlik konusunda önemli adımlar atmış durumdadır. Üzerinden yaklaşık 40 yıl geçmiş olmasına karşın hâlen yaşamakta olduğumuz bu karmaşa, aslında “ben bilirimci mantıktan” kaynaklanmaktadır. Ne tek başına psikolog ne de tek başına spor bilimleri mezunu arkadaşlarımız bu alanın söz sahibi olamazlar. Alanda söz sahibi olabilmek için her iki lisans eğitimini almış kişilerin, içinde ciddi bir tamamlama programının yer aldığı bilimsel hazırlığa gereksinimi vardır (AASP, 2012; Schinke, Si, Zhang, Elde, Whatson, Harwood, and Terry, 2018). Bilimsel hazırlık programı, karşılıklı alanların tanınıp o alanlara ilişkin bilgilenme ile çözülecek bir durumdur. Fakat burada ülkemize özgü olduğunu düşündüğümüz başka bir sorun daha bulunmaktadır ve bunun görülmemesi olası değildir. Bir bilim alanının bilimsel bilgi ile donanıklığının görmezden gelinmesiyle, sorunun “ben biliyorum ve v yaparım” mantığı içinde çözülmesi olanaksızdır. Unutmamamız gerekir ki hem psikoloji hem de spor bilimleri alanlarının kendilerine özgü alan yöntem bilimleri ve bilimsel bilgisinin varlığı söz konusudur. İlk basımın ön sözünde de değinildiği gibi öznel bir kısım yaklaşımlarla sorunun çözülmesi olanaksızdır. Bunun için nesnelliğin temel alınması ve bilimin temel kurallarının işletilmesi gerekmektedir. Psikoloji, bir bilim alanı olarak “davranışın arkasındaki nedenlerin gözlenmesidir”, bu kapsamda davranışların gözlenmesinin nasıl yapıldığı ya da nasıl yapılacağı önem kazanır. Erkuş (2013), davranışın gözlenmesinin bir kısım basamaklar yardımıyla daha net ve değerlendirilebilir şekle gelebileceğini belirtmektedir. Bunun içinde beş basamağa dikkat edilmesi gerektiğini belirtmektedir. A) Gözlem konusu olan çevrenin belirlenmesi, B) Belirlenen davranışların ne zaman ve kadar süreyle gözleneceği, C) Gözlemin nasıl yapılacağı (yapay bir gözlem ortamı mı? Doğal bir gözlem ortamı mı? Katılarak mı? Katılmadan mı?), D) Davranışın nasıl bir araçla gözleneceği ve E) Davranışın nasıl kayıt edileceğinin belirlenmesi ile gözlemin niteliği artırılabilir. Gözlem, veriye ulaşmak için bir yol olarak en basit tekniklerden birisidir. Asıl sorun veriye nasıl ulaşılacağının belirlenmesidir. Veriye ulaşma yolları araştırma probleminin niteliğine, araştırmanın desenine, değişkenin niteliğine ve daha pek çok sayıda etkene bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Değindiğimiz gözlem, aslında neredeyse tüm veri toplama tekniklerini de kapsamaktadır. Çünkü hepsinde görme duyusuna gereksinim vardır. Kâğıt-kalem kullanılarak yapılan veri toplama işleminde test kullanılması yani bireyin maksimum yeterliğinin belirlenmesi esas alınmıştır. Buradaki sorun aslında gözlenen davranışların nicel veri şekline dönüştürülebilmesinde yatmaktadır. Bunun içinde somut ölçümlerin standartlaştırılmış ve hatası azaltılmış ölçme araçları aracılığı ile yapılması önem taşımaktadır. İşte tam da bu noktada anketlerden uzaklaşıp, psikometrik olarak kullanımına karar verilebilmiş araçlara gereksinimimiz olacaktır. Anastasi (1988), testler için “belirli bir davranışın nesnel ve standart koşullardaki ölçümüdür” demektedir. Bu anlamda da davranışların gözlenmesi ve ölçülmesi özel önem taşımaktadır. Alanda uluslararası kullanıma açılmış ya da bir bankada biriktirilerek karşılığının ödenmesi koşulu ile elde edilebilen testler bulunmaktadır. Bir de sadece bir durumun gözlenmesine yönelik özel olarak hazırlanmış ANKETLER bulunmaktadır. Hâlen Spor ve Egzersiz Psikoloji alanında kullanılan ölçeklere baktığımızda bu kavramların karışmakta olduğunu, neye hangi ismi vereceğiz konusunun tartışıldığını görmekteyiz. Hatta ilginç bir nokta da kimi zamanda elimizdeki ölçeklerin değerlendirmesinin nasıl yapılacağını kendimize göre bir kısım işlemlerle yapıldığını görmekteyiz. vi Spor ve Egzersiz Psikolojisi alanının, ülke sporcularımıza yararlı olmasını ve alanda sesimizin gür-güçlü çıkmasını gerçekten istiyor isek alan bilgimiz, ölçme ve değerlendirme bilgimiz ve istatistik bilgimizi geliştirmeye çok daha fazla gereksimimiz var demektir. Bunun içinde Sevgili dostumuz Prof. Dr. Adnan Erkuş’un bilgisine müracaat ederek kitabın ilk kısmını oluşturan Psikolojik Ölçme Araçları Hakkındaki Genel Bilgiler bölümünü genişletmek gereği hissettik. Bu bölüm için çok gerekli olduğunu düşündüğümüz Ölçek Uyarlama Çalışmalarına da yer vermenin çok gerekli olacağını çünkü uyarlama çalışmalarıyla ilgili olarak çok sayıda hatanın yapıldığını ve bu konuda bilinmezlerin var olduğunu gördüğümüz için bu kısmı da kendisi alana özgü deneyim ve yazılarından hareketle bizler için aktardı. Ayrıca daha önce APA tarafında Spor ve Egzersiz Psikolojisinde testlerin kullanımı ile ilişkili olan ETİK kodları da tekrar etmek gereği duyduk. İkinci baskıya hazırlanan ölçeklerin derlenmesinde yardımcı olan Buse Sulu’ya özellikle teşekkür etmek isteriz. Gerek spor bilimleri dergileri gerekse de spor bilimleri ve egzersiz spor psikolojisi kongrelerinden büyük bir titizlikle ölçekleri ayıklama konusunda verdiği destek olağanüstüydü. Ayrıca Nobel Akademik Yayıncılığın kitabın basılması, yayınlanması konusundaki olumlu yaklaşımlarına ve desteklerine teşekkür etmeyi bir borç bildiğimizi de özellikle vurgulamak isteriz. Elinizdeki kitabın bu anlamda Spor ve Egzeriz Psikolojisi alanına yardımcı olmasını umuyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.