Modern anayasacılığın gelişimiyle birlikte bireysel haklar ve özgürlükler yaygınlık kazanmış, devlet egemenliğinin sınırlandırılması ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin toplumlarda benimsenmesineticesindeki gelişmeler Locke’cu geleneği temsil eden liberal veneo-liberal düşünceyi popüler hale getirmiştir. İnsanlığın tarihi süreçte edindiği tecrübe, son yıllarda artan küreselleşme ve demokratikleşme dalgaları temel hakları evrenselleştirirken, ülkelerin anayasalarının da bu ilkeler temelinde yapılandırılmasını zorunlu halegetirmektedir. Liberal demokratik yönetimlerin, liberal hukuk temelinde tüm dünyada yaygınlaşmasına ve bazı düşünürlerce de liberal demokratik hukuk sistemlerinin alternatifsizliğine yapılanvurguların temel nedeni, 1980 sonrası Sovyetler Birliği’nin dağılması ve demokratikleşme dalgalarının da etkisiyle otoriter yönetimlerin demokrasiye dönüşmeleridir. Tarihi süreç incelendiğindeinsanoğlunun dinamik niteliği, toplumların sürekli değişimleridikkate alındığında liberal düşünce temelinde bir hukuk düzeninin alternatifsizliğine yapılan vurgunun abartılı olduğu ve insanlığın tecrübesi açısından değerlendirildiğinde tarih dışı kaldığıgerçeği söz konusu olmakla birlikte, özellikle temel hak ve özgürlüklerin tüm toplumlarda yaygınlaşması ve toplumların anayasalarının temellerini evrensel değerleri referans alarak gerçekleştirmeleri liberal düşüncenin etkisinin de kaçınılmaz kıldığı insani ve tarihi bir gerçekliktir. Bu anlamda bireylerin temel hak ve özgürlükleri konusunda liberal düşünceye yapılan atıftan ziyadetarih sürecinde insanlığın tecrübelerinden hareketle saygınlığınınve onurunun, evrensel bir etik değer haline gelmesinin dahaönemli olduğu söylenebilir. Bu anlamda demokratikleşme girişimleri sürecinde evrenselleşen hak ve özgürlükler kaynağını liberal ideolojiye dayandırmış bile olsalar, tüm insanlığın ortak birdeğeri haline gelmiş olması açısından liberalizmin alternatifsizliğini değil, tüm ideolojilerin alternatifler üretebilme imkânını yeniden kurgulayarak toplumların düşünce ve yaşamlarına açılımsağlamaları bakımından da önemli olduğu söylenebilir.Şüphesiz Türkiye’nin geç modernleşen bir ülke konumunda olması ve Türkiye’de yaşanan elit içi ve elitler arası çekişmeler, kendidışındaki gelişmeleri takip edemediği gibi kendi içindeki değişimtaleplerini de karşılayamama gibi bir durumu ortaya çıkarmış vebunun doğal sonucu olarak da toplumda meydana gelen sosyal, siyasal, ekonomik ve hukukî krizleri çözememiş veya çözmek içinçaba gösterdiğinde ötekileş(tir)mek suretiyle, sorunlar derinleşmiştir. Cumhuriyet Türkiye’sinde anayasaların parlamento dışı kesimlerce yapılmasının temel sebebi, siyasetin güdülenmesinde (amaçlanan siyaset) ve yürütülmesinin (uygulanan siyaset) elit içi ve elitler arası çatışmanın sonunda bir uzlaşmayı yaratamamasıdır. Bunedenle siyaset, toplumsal alanda meşruluğunu gerilimler üzerinden gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu gerilim nedeniyle tek başınaveya koalisyonla hükümeti oluşturanların, yeni anayasa yapma çabaları boşuna (futility) bir uğraşıya dönüşmüştür. Bir diğer ifadeyleyeni bir anayasa yapımı toplumun, siyasetin ve yargının kısacadevletin her birimince talep edildiği halde gerçekleştirilememesininsebebinin, elitler arası uzlaşmazlığın ve siyasetin, çatışma üzerindensürdürülmesi olduğu söylenebilir.1982 Anayasası’nın yürürlüğe konduktan itibaren 16 kez değişime uğraması ve toplumun her kesimince her değişiklikte yenitaleplerin yinelenmesi, toplumsal değişim talebi karşısında anayasanın dinamik yapısını ortaya koymadığı gibi aksine yeni bir anayasanın yapılması tartışmalarını toplumun gündemine taşımıştır. Çalışmanın yayımlandığı günlerde 17. Anayasa paketi değişikliği,değişiklikle ilgili birçok yeni düzenleme getirmesi açısından demokratikleşme yolunda önemli ilerleme sağlarken, anayasanın tümdünyada değişim ruhunun aksine tartışmaların öncesinde değişimitalep edip de şimdi değişime karşı çıkanların gölgesinde sürdürülmesi ve siyasal iktidarın bu tartışmalar karşısında referandumunkaçınılmaz olduğunu söylemesi yeni anayasa yapılması ihtiyacınıdaha da artıracağını göstermektedir. 2007 seçimleri yeni anayasayapılması konusunda umutları artırmış olmakla birlikte gerçekleştirilememiş olmasında siyasal aktörlerin yeni anayasa yapımını iyiyönetememiş olmalarına ve sivil (asker-bürokrasi), siyasal ve yargıelitleri arasındaki mücadelenin de rolü olduğu söylenebilir. Bundaözellikle AK Parti’nin iktidar olarak güçlü olmasına rağmen askerve sivil bürokratik elit üzerindeki etkisizliği ve AK Parti’nin politiksöylemlerindeki zaman zaman gerilimli tavırlarının etkili olduğusöylenebilir. Ayrıca demokratikleşme dalgaları sürecinde ülkelerdeyaşanan rejim değişiklikleri ve toplumların demokratik yönetimdüşüncesine taleplerinin giderek artması, demokrasiye geçen ülkelerin anayasalarını temel hakların evrenselleştiği ilkeler üzerindenyapmalarını, demokratik ülkelerde ise katılımcı araçlarla demokratik anayasanın güçlendirilmesini zorunlu hale getirmektedir.Liberal ve neo-liberal ideoloji ekseninde yaşanan bu gelişmelereleştirilse de esasen düşünceden yaşama ideolojilerin, küreselleşme içinde buharlaştığı veya kendilerini yeniden üreterek yaşananları anlamlandırmaya çalıştıkları söylenebilir. Bu anlamda örneğin Marksist gelenek içinde nitelenen Mouffe, Laclau ve Habermas gibi düşünürler demokrasinin sürdürülmesinde katılımcıaraçları vurgulamakla liberal demokratik hukuk devletinin yönetilemezlik krizlerinin çözümüne katkıda bulunmuş olmaktadırlar.Ayrıca düşünürlerin demokratik sistemin sürdürülmesine yaptıkları katkı, ülkelerin anayasalarını da etkilemekte ve anayasanınmeşruluğunda toplumsal kesimler arasındaki çekişmeleri olumlamakta, bu çekişmelerin diyalojik veya müzakereci usullerle giderileceği önerileri yapılmaktadır. Türk toplumunun kendi içindeki yaşadığı çekişmeler nedeniyle kendi dışında yaşanan bu gelişmeleri okuyamamış olması, yeni anayasanın yapılması konusundaki toplumsal kesimler arası mutabakatın gerçekleştirilememesi sonucunu doğurmaktadır.Çalışma, bu sorunların aşılmasına yönelik bir katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Çalışmanın ilk bölümünde demokratikleşmenin en önemli unsuru olan anayasacılığın tarihsel süreçteki gelişimi sosyo-politik açıdan incelenmiştir. Burada modern anayasacılığın referansı olan Amerika, İngiltere ve Fransa’dan örneklerverilmiştir. Eserde Batı anayasacılık tarihi gelişmelerine özel birönem atfedilmesinin nedeni, günümüz toplumlarını etkileyen düşünce ve değerlerin Batı’yı referans alması ve Tanzimat’tan Cumhuriyete Türk toplumunun muasır medeniyet serüveninde Batı’yıtercih etmesindendir. Burada dikkat edilmesi gereken bir başkaunsur da, bir toplumun anayasa yapımında referans alacağı ilkeleri belirlemede ve takip edeceği usulleri tespit etmede Batı toplumlarının yaşadığı gelişmelerin model değil, örnek olması gerektiği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Türkiye’de sıkçabaşvurulan yollardan biri Türk toplumunun Batı’daki gelişmelerihazmedemediği için, Batı demokratik toplumlarının yaşadığı olağandışı vesayetçi örneklerin Türk demokratik sisteminin sürdürülmesinde normal karşılanmasıdır. Bu anlamda Cumhuriyet dönemi demokratik yönetimler incelendiğinde, anayasa yapımı vedeğişiklikleri de dahil olmak üzere olağandışı dönemlerin ve budönemlerde yapılan düzenlemelerin olağan dönemlermiş gibi algılanması, demokratik değerlerin ve anayasal demokrasinin gerçekleş(e)memesinin en önemli engeli olduğu söylenebilir.Schmittçi düşüncede referans edilen ‚istisnai durum‛ kavramı sadece Türk Anayasacılık tarihi gelişiminin açıklanmasında değil özellikle son yıllarda demokratikleşme süreciyle birlikte otoriter yönetimlerin, anayasal demokrasiye dönüşümlerinin gerçekleştiği günümüz ülkelerin anayasacılık hareketleri de açıklanmaktadır. Bu tip demokratiksistemlere vesayetçi, eksik, aksak, hasarlı demokrasi tanımı yapılmaktave ülkelerin demokrasilerinde anayasal temeller, evrensel değerler vehukuk devleti ilkeleri yerine rejimin ideolojik yapısı öne çıkarılmakta ve rejime ters gelmesi nedeniyle de temel hak ve özgürlükler sınırlandırılabilmektedir. Bu kapsamda örneğin Mısır ve Doğu Avrupa ülkelerinde anayasacılık hareketleri sosyo-politik açıdan değerlendirilmiş vehukuk devleti ilkelerinin işlemediği bir toplumda demokratik değerlerin de gelişemeyeceği ve sistemin demokrasi olarak nitelendirilmesininde güçlükleri üzerinde durulmuştur. Bunun yanında, anayasal meşruiyet, toplumların anayasayı nasıl tanımladıkları, nasıl algıladıkları veyorumladıkları üzerinde durulmuştur. Özellikle günümüz toplumlarını etkileyen küreselleşmenin, temel hakların ve hürriyetlerin evrenselleşmesindeki önemi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda anayasaların demokratik ölçütlerindeki değişmeler değerlendirilmiştir.Anayasal krizler ve yeni anayasanın bağlı olacağı değerlerinaçıklandığı bu çalışmanın ilk bölümünde demokratikleşme dalgalarından etkilenen ülkelerde yeni anayasaların nasıl gerçekleştirildiği, elitler arası mücadelenin, yeni anayasanın referansınıoluşturmadaki etkileri değerlendirilmiştir. Türkiye’de anayasalkriz ve yeni anayasa konusunda hazırlanan taslaklar ve medyadaçıkan haberlerden (gazete yazıları rastgele seçilmekle birlikteözellikle değişik gazetelerde yazıları bulunan konu ile ilgili uzmanların düşünceleri dikkate alınarak anayasa tartışmaları konusundaki farklı görüşlerden hareketle toplumun düşünce, tutum vedavranışları analiz edilmiştir) örnekler alınarak anayasal tartışmalar açıklanmış ve anayasal krizlerin aşılmasına ve yeni anayasanın referans alacağı ilkeler, sosyo-politik açıdan çalışma kapsamında değerlendirilmiştir.Çalışmanın diğer bölümlerinde 1982 Anayasasının demokratikleşmenin önünde engel teşkil eden ve çeşitli kesimlerce tartışma konusuyapılan anayasal kurumlardan Anayasa Mahkemesi ve hukuk devletinin temel gereklerinden biri olan bireylerin idare ile uyuşmazlıklarındayargı yolunun açık tutulması önündeki engellerden yasama kısıntısıçalışmada değerlendirilmiştir. Demokratikleşmenin önünde engel teşkil eden anayasal kurumlar ve mekanizmalar bunlardan ibaret değildir. Kimlik sorunundan inançları yaşama sorununa, düşünce veinançları serbestçe ifade etme hürriyetine diğer anayasal kurumların yapısı ve işleyişi vd. konuların her biri ayrı çalışma alanlarını oluşturmaktadır. Dünyada ülkelerin demokratikleşme çabaları göz önündebulundurulduğunda evrensel ilkelere uygun olarak ön safta yer almasıgerekirken Türkiye’de demokratikleşme çabalarında en fazla dirençgösteren kurumlar olması nedeniyle Anayasa Mahkemesi, üniversiteYÖK ve idareyi birey karşısında daha güçlü kılan yasama kısıntısı buçalışmanın amacını teşkil etmiştir.Bu kitap çalışmasında amaçlanan temel husus hukukî analizlerde bulunmak değildir. Dolayısıyla demokratikleşmenin önündeki engeller açıklanmaya çalışılırken konunun daha iyi anlaşılabilmesi için ‚gerektiği kadar‛ hukukî değerlendirmelerde bulunma çabası içerisinde olunmuştur. Ayrıca 22.03.2010 tarihindehükümet tarafından kamuoyuna açıklanan 26 maddelik anayasadeğişikliği paketi üzerinde tartışmaların devam etmesi ve paketleilgili mecliste komisyonlarca tartışılıp son şeklin verilmemiş olması, bunun yanında genel kurulda muhtemel değişikliklerin olabileceğine dair beyanlar nedeniyle detaylı bir değerlendirmedebulunulmamıştır. Ancak paket konusunda kamuoyunda yapılantartışmalar dikkate alındığında bu düzenlemelerin yetersiz ancakgerekli olduğu konusunda toplumun belli kesimlerinde bir fikiroluştuğu da görülmektedir. Meclisteki siyasal kompozisyon gözönünde bulundurulduğunda, muhalefetteki siyasal parti liderlerinin beyanları dikkate alındığında, değişiklik paketinin referanduma gitme olasılığı yüksek görünmektedir. Anayasa değişikliğipaketinin referandumla kabul edilmesi durumunda da yeni anayasanın yapılması konusundaki mevcut tartışmaları azaltmayacağı söylenebilir.