Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin Suriye ile ilişkileri çoğu kez inişli çıkışlı seyretmiştir. 23 Haziran 1939 Antlaşması ile Türkiye-Suriye sınırı kati surette belirlenmiş, 29 Haziran 1939 tarihinde ise Hatay Meclisi Türkiye’ye katılma kararı almıştır. Hatay’ın anavatana katılmasından sonraki süreçte ise Suriye ile ilişkilerin seyrinde sınır güvenliği önemli bir yer tutmuştur. Dokuz yüz on bir kilometrelik kara sınırında kontrolün sağlanması yoğun çabaları gerektirmiş olsa da uzun yıllar Türkiye-Suriye sınırının tam kontrolünün sağlandığını söylemek mümkün değildir. Yasa dışı yollardan gerçekleşen geçişler çoğu kez kaçakçılık şeklinde gerçekleşse de özellikle 1970’lerden sonra buna terör örgütlerine üye militanların geçişleri de eklenmiştir. Filistin kamplarında silahlı eğitim almak için bölgeye gitmeye çalışan militanlar büyük ölçüde Suriye ve Lübnan üzerinden geçişlerini gerçekleştirmiştir. Bu durum o yıllarda gözden kaçmasa da doğrudan iki ülke arasında bir sorun hâline gelmemiştir. 1957 yılında Suriye’nin Sovyetler Birliği ile imzalamış olduğu teknik ekonomik işbirliği anlaşmasının ardından baş gösteren Türkiye-Suriye krizinde ise kriz ancak ABD ve SSCB’nin sürece müdâhilliğiyle atlatılabilmiştir. 1980 sonrasında ise Suriye-Türkiye ilişkilerinde sınır güvenliği ve toprak bütünlüğüne ilişkin duyarlılığın siyasilerin ve kamuoyunun gündemine girişi büyük ölçüde PKK’nın Suriye’ye geçişi ve burada üslenmesiyle koşuttur. 1980-1998 arasında Türkiye, Suriye ile ilişkilerinde PKK ve lider kadrosunun Suriye’de bulunmasından kaynaklanan şikâyetlerini sürekli dillendirmiş fakat tatmin edici bir sonuç elde etmesi mümkün olmamıştır. 1998 Ekiminde yaşanan krizde ise iki ülke sıcak bir çatışmanın eşiğine gelmiştir. Türkiye’nin zorlayıcı diplomasi stratejisine dayalı kuvvet kullanma tehdidi Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın izlediği siyasadan vaz geçirmiş, bunun sonucunda PKK ve başta A. Öcalan olmak üzere lider kadro Suriye’den çıkartılmış, kamplar dağıtılmıştır. İki ülke arasında imzalanan Adana Protokolü ile ilişkileri zedeleyen güvenlik konularında ortak mekanizmalar ve etkin denetim süreci oluşturulmuştur. Suriye’nin PKK ve terör örgütlerine vermiş olduğu desteği sonlandırmasıyla iki ülke arasında yepyeni bir sürecin başladığını söylemek mümkündür. Bu boyutuyla Türkiye’nin başarılı bir kriz yönetim süreci işlettiği ve 1980’lerin başından itibaren ilişkileri zehirleyen uyuşmazlık-çatışmayı başarı ile çözüme kavuşturduğu görülmektedir. Nitekim uluslararası aktörlerin Suriye’ye yönelik suçlamalarına rağmen Türkiye, Suriye’yi destekleyerek istikrarı korumaya gayret etmiştir. Bu süreçte iki önemli değişiklik gerçekleşmiştir; bunlardan ilki Hafız Esad’ın ölümünden sonra oğlu Beşar Esad’ın Suriye’de yönetime gelmesi diğeri ise 2002 genel seçimlerinden sonra Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde AKP’nin iktidara gelişidir. Bu iki gelişmeye rağmen Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin seyrinde yıkıcı bir değişiklik-etki gözlenmemiştir. Ancak 2010 yılının sonlarından itibaren her iki ülkede de yönetici kadrolar aynı olmakla beraber ilişkilerin seyrinde çatlaklar görülmeye başlamıştır. 2010 yılında güvenlik, ekonomik ve ticari ilişkiler alanlarında anlaşmalar kabul edilmiş olmasına rağmen Türkiye’nin Suriye’ye bakışında, ilişkilerindeki önceliklerinde farklı bir söylem dili kullanmaya başladığı, doğrudan Türkiye’nin çıkar ve önceliklerini ilgilendirmeyen konularda istemler dillendirdiği görülür. Dr. Mehmet Turan Çağlar bu çalışmada 2000 sonrası dönem TürkiyeSuriye ilişkilerinin seyrini kapsamlı ve sistematik olarak analiz etmektedir. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde doktora tezi olarak hazırlanan ve Türkiye'de Dış Politika Krizlerinde Karar Verme ve Kriz Yönetimi Süreç Analizi başlıklı TÜBİTAK Projesi (112K172) kapsamında desteklenen çalışma Suriye Krizi’nin diatopik düzlemde nasıl geliştiğini ve krizin seyri içerisinde nasıl karmaşıklaştığını ayrıntılarıyla analiz etmektedir. Bu bağlamda Dr. Çağlar’ın çalışması son dönemde Suriye Krizi özelinde yapılan çalışmalardan önemli ölçüde farklıdır. Çalışmada krizin yerelden uluslararası sistem düzeyine evrilmesi kriz yönetimi kavramları ve yöntemleriyle analiz edilmektedir. Krizin her bir düzlemdeki seyri ve farklı düzlemler arasındaki ilişki ve etkileşimin sorgulanması bir bütün olarak Suriye Krizinin anlaşılabilmesini kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzlemlerde Suriye krizinin nasıl evrildiğini ele alması, her bir evrede kriz yönetim sürecinin nasıl işlediğini ve krizin tetiklenmesine yol açan durumsal değişikliği sebep-sonuç, aktör-yapı bağlamında sorgulamakta oluşu yoğun ve karmaşık ilişkiler ağı dikkate alındığında yazar açısından oldukça zorlu bir çabayı beraberinde getirmiştir. Dış Politika Analizi ve Kriz Yönetimi alanlarında örnek olayları kavramsal-kuramsal bir çerçevede analiz yeterince kendine has zorluklara sahipken henüz kriz sonrası evresi tamamlanmamış, gelişen bir krizi tüm boyut ve değişkenleriyle incelemeye çalışmak bu zorlukları daha da arttırmıştır. Kitle iletişim araçlarında Suriye hakkında çıkan haber ve yorumların gerçekleri yanlı ve çoğu kez çarpıtarak verişi, resmî beyanlarla sahadaki uygulamaların örtüşmemesi sıklıkla karşılaşılan güçlük olmuştur. Dolayısıyla bu çalışmada kriz sürecinde ilgili aktörlerin kimlik, niyet ve beklentilerini analiz ederken verilerin doğrulanabilir olup olmadıklarına dikkat edilmiştir. Çalışmada Suriye Krizi’ndeki önemli aktörlerin tanımlanması ve bu aktörlerin kriz sürecindeki siyasaları ve öncelikleri arasında nasıl bir etkileşimin bulunduğunu saptaması ayrıca önemlidir. Oluşturulan matrisle devlet ve devlet dışı aktörlerin istemlerinin ve önceliklerinin buluşturulamadığı noktada Suriye krizinin yeni krizler yaratma potansiyeline dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla M. Turan Çağlar bu süreçte eleştirel düşüncesi, araştırmacı ruhu ve azmiyle tüm bu zorlukların üstesinden gelmiş ve tez izleme komitelerinde olduğu gibi doktora tez savunmasında da jüri üyelerinden gelen soru ve eleştirilere inandırıcı, tatminkâr yanıtlar vermiştir. Son yıllarda Türkiye kamuoyunun Suriye Krizine göstermiş olduğu yoğun ilgisi söz konusudur. Literatürde olduğu gibi kitle iletişim araçlarında her konuda fikrinin olduğu iddiasındaki sayısız stratejist, güvenlikçi-analist, uzman, haber yorumcusu, akademisyen, gazeteci-yazarların yaratmış olduğu bilgi kirliliğinde Dr. Mehmet Turan Çağlar’ın çalışması hem akademik alanda Suriye Krizi ile ilgilenen araştırmacılar ve öğrenciler için hem de konuya ilgi duyan meraklı okuyucular için açıklayıcı ve anlamlandırıcı bir kaynak olacaktır. Dr. Mehmet Turan Çağlar’ı bu özgün çalışmasından dolayı içtenlikle kutluyor, yeni çalışmalarını merakla bekliyor, bilim dünyasında yolunun açık olmasını diliyorum.