Aristoteles, Metafizik kitabına “Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister. Duyularımızdan aldığımız zevk bunun en büyük kanıtıdır” cümleleriyle giriş yapar. İşte insanı diğer canlılardan farklı kılan ve onu insan yapan şey bu bilme isteği ve çabasıdır. İnsan, doğası gereği başta bizzat kendisini, içinde bulunduğu ortamı, yaşadığı toplumu, hayatı ve dahası aşkın olanı bilmek ve anlamak için sürekli bir çaba içindedir. Tıpkı Karl Jaspers’in felsefeyi betimlemek için kullandığı “felsefe yapmak, yolda olmaktır” sözü gibi insan da sürekli yoldadır. Bu yolda olma hali sayesinde insan sürekli yeni bilgiler öğrenir ve böylece farklı ufuklara yelken açar. Bilmek, anlamak ve anlamlandırmak üzere yolda olan insanın etrafı sadece maddi somut bir çevreden meydana gelmez. Aynı zamanda her bir insan, belli bir toplum, coğrafya ve kültürün mensubu olarak etrafını çevreleyen bir düşünce iklimi içerisinde yer alır. Bu bağlamda bizler de belli bir din, toplum, coğrafya veya kültürün mensupları olarak etrafımızı çepeçevre saran ve en öz haliyle “İslâm Düşüncesi” olarak ifade edebileceğimiz bir düşünce sistemi içerisinde yer almaktayız. İslâm Düşüncesi’ni başta tefsir, fıkıh, hadis, kelâm, tasavvuf gibi İslâmî bilimler olmak üzere mantık, felsefe, edebiyat, astronomi, matematik gibi beşerî bilimlerin tamamının verilerini değerlendirerek kendi temel ilkeleri doğrultusunda kendine özgü bir dünya görüşü sunan bir düşünce sistemi olarak nitelemek mümkündür. Başlangıcından bu yana on dört asırlık bir süre zarfında siyasî, itikâdî, fıkhî, tasavvufî ve felsefî birçok ekol ve oluşumun tarih sahnesine çıkmasıyla giderek genişleyen ve zenginleşen bir düşünce yapısına dönüşen İslâm Düşüncesi içerisinde, farklı coğrafyalarda bazen müstakil bazen de farklı ekollere mensup şahsiyetlerin yoğun çaba ve gayretleri sayesinde hukuktan siyasete, edebiyattan sanata, musikiden mimariye akla gelebilecek her alanda birçok özgün eser ortaya konmuştur. Dolayısıyla bizden önce yolda olanların sadece bu yolu yürümekle kalmadıklarını; arkalarından gelenler için bazen bir yol gösterici, bazen ferahlatıcı bir gölgelik, bazen de ortaya konan yeni düşüncelerin değerinin ölçülebileceği birer mihenk taşı bıraktıklarını söylemek gerekir. Bu nedenle “Yol Üstünde Kırk Eser” adını verdiğimiz bu çalışma, İslâm Düşüncesi’nin bileşenlerini oluşturan tefsir, fıkıh, hadis, kelâm, tasavvuf, felsefe, mantık, dil, tarih, siyer, siyaset, edebiyat, sanat, mimari gibi birçok farklı alanda ortaya konmuş eserler seçkisinden oluşmaktadır. İçerik oluşturulurken özellikle farklı alanlarda araştırma yapanların sıklıkla başvurduğu ya da bir şekilde atıfta bulunduğu temel kaynak ya da özgün eserlerin seçimine dikkat edilmiştir. Başka bir deyişle yolda olanların en çok uğradığı mekanların seçildiğini söylemek mümkündür. Bunun yanında bölümler eser sahiplerinin ölüm tarihleri dikkate alınarak sıralanmıştır ve her şahıstan sadece bir eser seçilmiştir. Eserde yayınlanan bölümlerde ifade edilen görüş ve fikirler Editörler, Yayın Kurulu veya Yayıncı’nın değil, bölüm yazarlarının bakış açılarını yansıtır. Bu bağlamda birbirinden değerli eserlerin derlendiği bu çalışma için vakit ayıran; özenli, derli-toplu ve anlaşılır bir dille bölümlerini kaleme alan bütün yazarlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz. Ön Söz | 11 Son olarak “Yol Üstünde Kırk Eser” adlı bu çalışmanın, alana katkı sağlamak yanında başta ilahiyat öğrencileri ve ilahiyat alanında lisansüstü eğitim almak isteyen araştırmacılar olmak üzere alanla ilgili okuma ve araştırma yapan veya yapmak isteyen her kesime hitap etmesini arzulamaktayız.