Çok iyi bilindiği düşünülen bazı meşhurların pek de o kadar tanınmadığı, hatta çoğu kez de yanlış tanındığı görülür. Yusuf Akçura da böyle bir şahsiyettir. Elli dokuz yıllık ömründe dünyayı sarsan olaylara şahit olmuş, Rusya Türkleriyle yoğun ilişkilerin olduğu bir dönemde yaşamış, gazeteci, yazar ve hoca olarak Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde çok etkin bir rol oynamış olsa da, hayatı ve eserleri konusunda önemli boşluklar bulunmaktadır. İşte bu çalışmanın temel amacı, daha önce kullanılmamış belgeleri de kullanarak bütüncül bir Akçura portresi ortaya koymaktır. Yusuf Akçura (1876-1935) hakkında çok sayıda makale, kitap ve tez kaleme alınmıştır. Bunlar içinde iki doktora tezi öne çıkarken üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen o çalışmalardaki tespitler bugün de önemini korumaktadır. Bunlardan ilki, David S. Thomas tarafından yazılan The Life and Thought of Yusuf Akçura (1876-1935) (Montreal 1976) adlı yayımlanmamış doktora tezi olup sosyolog Niyazi Berkes’in danışmanlığında hazırlanmış fakat basılmadığından yeterince tanınmamıştır. İkinci doktora çalışması 1979’da ünlü Sovyetolog Alexandre Benningsen’in danışmanlığında Fransız Türkolog François Georgeon tarafından yazılmış, Aux Origines du nationalisme turc: Yusuf Akçura (1876-1935) (Paris 1980) adıyla yayımlanmış, Türkçeye de çevrilmiştir. Her iki çalışma da kıymetli analizler içermekle birlikte, Akçura’nın yalnızca Türkiye’deki hayatı ve faaliyetleri üzerinde odaklanmaktadır. Oysa Akçura’nın Rusya dönemindeki faaliyetleri, Kazan ve Bahçesaray’da bulunduğu yıllarda kaleme aldığı yazıları ve çözümlemeleri son derece önemlidir. Rusya’da Simbirsk şehrinde doğan ve ilk çocukluk yıllarını orada geçiren Akçura, 1903-1908, 1918-1919 yıllarında Kazan, Moskova, Petersburg ve Bahçesaray gibi merkezlerde Rusya Müslümanlarının siyasi ve kültürel faaliyetlerini örgütleyen önemli bir sima olmuştur. Ayrıca, Türkiye’de bulunduğu yıllarda da oralarla olan alâkasını daima muhafaza etmiş, yazılarının önemli bir kısmını Kuzey Türklerinin meselelerine hasretmiştir. İşte bu çalışmanın amacı onun bu konularda yazdıklarını ve faaliyetlerini analiz etmektir. Akçura, her ne kadar “unutulmuş” sanılsa da (Niyazi Berkes’in bunu söylediği 1970’li yıllarda bu durum geçerli olabilir) günümüzde oldukça popülerdir; onun hakkında birçok kitap ve makale kaleme alınmıştır. Aralarında bazı kıymetli makaleler olmakla birlikte hakkında yazılanlardan çoğu birbirinin tekrarı niteliğindedir. Söz konusu kitap ve makaleler Akçura’nın Latin harflerine aktarılan az sayıdaki kitap ve makaleleri etrafında dönüp dolaşmaktadır. Ama Akçura’nın Kazan, Bahçesaray, Orenburg gibi merkezlerde çıkan dergi ve gazetelerde yazdıklarının çoğu incelenmemiş, incelenmek şöyle dursun, Kazan Muhbiri, Vakıt, Tercüman, Ahbar, Şûrâ ve Beyânü’l-hak gibi gazete ve dergilerdeki yazılarının tam bir listesi bile tespit edilememiştir. Dolayısıyla, bu çalışmanın hedeflerinden biri bu makaleleri tespit ve analiz etmek olmuştur. Bu çalışmanın öncekilere göre bir diğer farkı ise Akçura’nın şu ana kadar bilinmeyen mektuplarını, fotoğraflarını, onun hakkındaki bazı hatıra parçalarını bulup bunları gün ışığına çıkarmış olmasıdır. Bu bilgilerin en büyük kaynağı Tek-Esin Vakfı’nda muhafaza edilen belgelerdir. Bugüne kadar hiç kimsenin incelemediği çok sayıda mektubu ve belgeyi okumak gibi uzun ve zahmetli bir işi üstlendim. Bu mektuplar fikir tarihimiz açısından son derece önemli bilgiler içermektedir. Diğer eserlerde ve yazılarında bulunmayan birçok bilgiyi, samimi itiraflarını, iç dünyasında yaşadığı çatışmaları bu kaynaklardan öğrendim. Onun çağdaşlarıyla olan ilişkileri, şahsî hayatı ve yakın muhiti hakkındaki en mahrem tepkileri bu sayede ortaya çıktı. Bu mektuplar, yazıldığı zamanın ruhunu canlı bir şekilde yansıtması bakımından da önemlidir. Mektuplar aynı zamanda onun hayatındaki bazı karanlık noktalara da ışık tutmakta, bu dönemdeki toplumsal rolünün ve fikrî gelişiminin anlaşılmasına yardım etmektedir. Yeni bilgi ve belgeler sayesinde, Akçura hakkında tekrar edile edile gerçek olduğu sanılan bazı yanlışları ve muğlak hususları da tashih ettim. Bunlardan bir kısmı olgusal yanlışlar (mesela doğum tarihi hakkındaki ihtilaflar), diğer kısmı ise düşünsel yaklaşımlardır (Türkçülüğünün mahiyeti hakkındaki aşırı genellemeler gibi).Burada bir hususa daha açıklık getirmem gerekiyor: Muallim, Muharrir, Müverrih: Yusuf Akçura (2022) adıyla yayımladığım eser umûmi niteliktedir ve daha ziyade Türkiye’deki hayatını konu edinmektedir. O çalışma genel okuyucuya hitap ettiği ve belli bir hacim dâhilinde kalması gerektiği için çok fazla ayrıntıya girmemiş, Akçura’nın Rusya dönemine ve Rusya Türklerine ilişkin fikirlerine pek değinmemiş, Rusya dönemini ve mektuplarının çözümlenmesini daha sonraya, elinizdeki çalışmaya bırakmıştım. Dolayısıyla bu çalışmanın hedefi farklıdır. Bazı noktalarda kaçınılmaz çakışmalar olsa da, önceki çalışmada zikredilen hususları tekrar etmemeye özen gösterdim.Kitabın ilk kısmı Akçura’nın Rusya dönemi üzerinde odaklanmıştır. Burada ailevî kökenlerini, İstanbul’daki ve Paris’teki tahsil hayatını, Rusya’daki siyasi faaliyetlerini, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerindeki rolünü ele aldım. İkinci kısımda esas olarak Akçura’nın Rusya Türklerine dair fikirlerini analiz ettim. Rusya’daki gazetelerde yayımladığı ve şu âna kadar pek incelenmeyen yazılarını ele aldım. Bibliyografyada onun eserleri ve makaleleri ile hakkında yazılanların listesini verdim.Uzun ve yorucu bir çalışmanın ürünü olan bu eserin ortaya çıkmasında yardımlarını gördüğüm kurum, akademisyenler ve dostlarıma minnettarlığımı ifade etmeliyim. En başta, Yusuf Akçura’ya ait mektupları, fotoğrafları ve diğer belgeleri incelememe ve bunlardan bazılarını kitapta kullanmama izin veren Tek-Esin Vakfı’na teşekkür borçluyum. Yusuf Akçura’nın torunu saygıdeğer Yusuf Civelekoğlu, değerli anılarının yanında aileye ait çok önemli belge, bilgi ve fotoğrafları cömertçe paylaştı. Ayrıca, taslakları okuyarak değerli yorumlarıyla metni zenginleştirdi, keskin gözleriyle bazı hataları fark ederek beni mahcup olmaktan kurtardı. Kendisine teşekkür etmek için yeterli sözcük bulamıyorum. Özgür Akpınar ve Ali Bilgin, bazı kaynaklardan haberdar etmek ve fikir alışverişinde bulunmak inceliğini gösterdiler. Prof. Dr. Yahya Kemal Taştan, ulaşılması güç olan bazı gazete ve dergilerin kopyalarını vermek lütfunda bulundu. Doç. Dr. Sadi. S. Kucur, Arapça ibarelerin okunmasında, Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu ve Dr. Liaisan Şahin Tatarca ifadelerin yorumlanmasında yardımcı oldular. Fatih Habip, Simbirsk’teki metrika defterinde Akçura’nın doğum tarihine ve dedesinin ölümüne dair kayıtları bulup gönderdi. Ozan Karabulak Kırım’da çıkan Tercüman gazetesinde; Ebubekir Al, İstanbul basınında yer alan önemli haberleri paylaştılar. Kıymetli dostum Dr. Kadri Mustafa Orağlı, kitabı baştan sona okuyarak gözden kaçan hususları işaret etti. Alperen Gören, belgeler kısmındaki grafiğin çizimiyle katkı sağladı. Hepsine minnettarım. Ayrıca, kitabın baskısına özen gösteren Ötüken Neşriyat’ın Genel Yayın Yönetmeni Göktürk Ömer Çakır’a teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürüyse fikir ve önerileri yanında fedakârca destek veren eşim Neşe Kanlıdere’ye borçluyum.AHMET KANLIDERENisan 2023, Göztepe-İstanbul.