Hz. Ali, kuşkusuz İslâm tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisidir. Onun hayatı ve karşılaştığı olayları ele alış tarzı, hem yaşadığı dönemde hem de sonraki nesiller arasında birçok bakımdan siyasî kamplaşmaların ve doğal olarak tartışmaların odağında yer almıştır. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in davetine ilk icabet edenin ve onunla birlikte ilk namaz kılanın kim olduğu hakkında yapılan tartışmalarda Hz. Ali, kendisinden bahsedilen isimler arasında bulunmaktadır. Nitekim Sünnî ve Şiî grupların kendi mezhebî görüşleri bağlamında gerek bu meseleye ve gerekse diğer konulara yaklaşımları, Hz. Ali’nin gerçek anlamda tanınmasının önünde engeller oluşturmuştur. Öte yandan henüz çocukluk yaşlarından itibaren Hz. Peygamber’in ailesine katılması ve onun yanında yetişmesi, Mekke’deki sıkıntı dolu tebliğ süreçlerinde Resûlullah’ın en yakınında bulunması ve hicrette üstlendiği rol, Hz. Ali’yi sahâbenin en önemli simalarından birisi haline getirmiştir. Medine döneminde de Hz. Peygamber’in yakın çevresinde bulunan Hz. Ali, biri hariç gazvelerin tamamına katılmış; iştirak ettiği gazve ve seriyyelerde, ayrıca bunların dışında üstlendiği diğer görevlerde gösterdiği başarılarla kendisinden söz ettirmiştir. Hz. Peygamber’in vefatının ardından gündeme gelen hilafet meselesi ile Hz. Ali, tartışma ve değerlendirmelerin odak noktası haline gelmeye başlamıştır. Sonradan teşekkül eden itikadî, siyasî ve hatta fıkhî mezhepler, telakkilerini çoğunlukla ilk halife seçimine, Hz. Osman’ın bir grup âsî tarafından öldürülmesiyle gerçekleşen olaylara ve Hz. Ali döne-10 | Zor Zamanların Halifesi Hz. Ali minde yaşanan gelişmelere dayandırmışlardır. Hz. Ali, bu dönemde gerçekleşen olayların bir şekilde tarafı olmuştur. Kendisinden önceki halife seçimlerinde Hz. Ali’nin ismi hep gündeme gelmiş ancak o, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde aktif bir siyasî görev üstlenmemiştir. Daha çok kendisine danışılan bir isim olma kimliğini korumuştur. Halifelik için isminin en yoğun şekilde gündeme gelişi, Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra söz konusu olmuştur. Nitekim Hz. Osman’ın âsîler tarafından öldürülmesinin ardından Müslümanlar büyük bir kriz dönemiyle karşı karşıya gelmiş ve Hz. Ali böylesine zor bir ortamda halifelik görevini üstlenmiştir. Daha ilk icraatında yaptığı atamalarla birlikte Cemel ve Sıffîn Savaşları, Hakem Olayı ve bunun etkisiyle ordusundan ayrılıp Hâricîler ismiyle ilk müstakil fırkanın ortaya çıkışı ve diğer birtakım hadiseler, Hz. Ali devrini en karmaşık ve en tartışmalı dönem haline getirmiştir. Böylesine zor bir dönemde her fırka onu kendi mezhebî yaklaşımları çerçevesinde yorumlayıp algılamış ve bu doğrultuda kendilerince Hz. Ali imajı çizmiştir. Dolayısıyla mezhebî yaklaşımlar, Hz. Ali’nin tarihî zeminde tanınmasını ve bilinmesini güçleştirmiştir. Siyasî olaylarda kendisinden çokça bahsedilen Hz. Ali, ilmî ve edebî açıdan da önemli bir şahsiyet olarak görülmüştür. Özellikle küçüklükten itibaren Hz. Peygamber’in yanında yetişmesi sebebiyle vahiy süreçlerine ve Resûlullah’ın hayatına bizzat şahitliği, ilmî konulardaki yetkinliği gibi özellikleri ona sahâbe nezdinde bir bilgi kaynağı olma vasfı kazandırmıştır. Ancak Hz. Ali’nin hayatının ve siyasî yaşantısının aktarımında olduğu gibi gerçekte var olmayan birçok husus, ilmî ve edebî sahada da dile getirilmiştir. Bu yüzden Ön Söz | 11 çalışmamızda, Hz. Ali’nin menkıbe ve efsanelerle örtülü hayatından öte, temel kaynaklara gidilerek onun tarihî ve gerçek kişiliğinin, düşünce, davranış ve eylemlerinin doğru bir şekilde tespitine gayret gösterilecektir. Ana hatlarıyla temas edilen bu konuların ele alındığı çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Bölümlerin oluşturulmasında Hz. Ali’nin halifelik görevini üstlenmesi milat alınmıştır. Dolayısıyla birinci bölümde, Hz. Ali’nin halifeliğine kadar olan hayatı, Hz. Peygamber’in ve kendisinden önceki halifelerin dönemlerinde üstlendiği roller ele alınacaktır. İkinci bölümde ise onun halifelik görevini üstlenmesiyle birlikte başlayan süreçte bu göreve nasıl seçildiğine, yönetim anlayışına, halifeliği döneminde yaşanan ve İslâm toplumunun geleceğini derinden etkileyen olaylara yer verilecektir. Ayrıca vefatına, ilmî ve edebî kişiliğine değinilerekikinci bölüm nihayete erecek; değerlendirme ve sonuç başlığıyla çalışma tamamlanacaktır. Bütün bu konular incelenirken İslâm tarihinin birinci el kaynaklarına başvurulacaktır. Bununla birlikte konuyla ilgili inceleme ve araştırmalardan da önemli ölçüde istifade edilecektir. Kuşkusuz bu çalışmanın vücut bulmasında çok değerli isimlerin katkısı olmuştur. Çalışmayı okuyup önerilerde bulunan Prof. Dr. Cahid Kara, Prof. Dr. İsmail Ceran ve Doç. Dr. Eyüp Öztürk’e, bana çalışma ortamı hazırlayan ve desteklerini esirgemeyen eşime ve çocuklarıma teşekkürlerimi ifade ederim. Gayret bizden, başarı Allah’tandır.